2021-11-24

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Politikyol’dan Ali Haydar Fırat ve Gaye Derekaya ile yaptığı söyleşide önemli mesajlar verdi




“Ülke batarsa batsın, biz kendimizi kurtaralım anlayışında olan siyasal iktidar aklının erken seçime gideceğini düşünmüyorum”

 

 

 

(DP Basın Merkezi – 24 Kasım 2021) Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Politikyol’dan Ali Haydar Fırat ve Gaye Derekaya ile yaptığı söyleşide önemli mesajlar verdi.

 

Genel Başkan Uysal, Poltikyol Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Fırat ve Muhabiri Gaye Derekaya ile yaptığı söyleşide CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nda da ana muhalefet partisi olması sebebiyle çağrıda bulunarak CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu milletimizin beklediği sağduyulu tavrı göstererek asgarisinde toplumun zihinlerde ve ruhlarda bir çöküş ve kaos yaşanmaması için liderlik yapmasını beklemekteyiz” diye konuştu.

 

 Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın politikyol.com’da yayınlanan röportajı şöyle:

 

Demokrat Parti Lideri Gültekin Uysal’dan CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na tarihi çağrı

 

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Kılıçdaroğlu’na; “Güveni yitirmiş Cumhurbaşkanlığı makamının görmesi gereken milletin ve devletin birliğini sağlamak noktasında ana muhalefet hüviyetiyle CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu milletimizin beklediği sağduyulu tavrı göstererek asgarisinde toplumun zihinlerde ve ruhlarda bir çöküş ve kaos yaşanmaması için liderlik yapmasını beklemekteyiz.” çağrısını yaptı

 

Bugün itibariyle nasıl bir Türkiye görüyorsunuz?

 

Cumhuriyet tarihinin en büyük buhranı ile karşı karşıyayız. Cesaretleri cehaletlerinin önünde giden bir kişi ve şürekasının elinde memleket rehin vaziyette.

 

Milyonlar yoksullaştı,

 

Milyonlarcası daha işsiz kalacak,

 

yüzbinlerle işveren iflas edecek,

 

on binlerce işletme kapısına kilit vuracak!

 

Ülkede kısa vadeden başlayarak üretim ve tüketim zincirlerinde kopuş yaşanacak.

 

İktidarın toplumsal meşruiyetini yitirdiği bu kriz anında Millet İttifakı Liderleri başta CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ve İyi Parti Genel Başkanı Sayın  Meral Akşener hem bir masa etrafında hem de bu saatten tezi yok marjinal grupların iklimi enfekte etmemesi için, toplumsal endişeleri gidermek için meydanlarda kitlelere kılavuz olması çağrısını yapıyorum.

 

 

 

 

Bu sorumluluğu yerine getiremeyecek kadar güveni yitirmiş Cumhurbaşkanlığı makamının görmesi gereken milletin ve devletin birliğini sağlamak noktasında ana muhalefet hüviyetiyle CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu milletimizin beklediği sağduyulu tavrı göstererek asgarisinde toplumun zihinlerde ve ruhlarda bir çöküş ve kaos yaşanmaması için liderlik yapmasını beklemekteyiz.

 

Grup konuşmalarından itibaren döviz kurlarında inanılmaz yükseliş oldu. Hükümet erken seçim olmayacağını söyledi. Neden sizce erken seçim istenmiyor?

 

Bugün pek çok ekonomik dinamik kontrolden çıktı. Ekonomik parametreler her şeyi gösteriyor. 19 yıllık yorgun, söyleyecek sözü kalmamış, arkasındaki sosyolojik dinamizmi yitirmiş, kendi içinde iç kanaması olan bir siyasi organizasyon var karşımızda. Bir parti olmaktan da çıkmış adeta bir kişinin fan kulübü haline dönüşmüştür. O bir kişinin siyasi geleceğini temin etmek için mücadele veren bir organizasyona dönüşmüştür parti.

 

Uzun yıllardır kamu kaynaklarıyla, kamu imkanları ve kamu kadrolarıyla çok çarpık bir düzen inşa edildi.

 

Ne var bu düzenin altında?

 

Yoksullaştırıp, sosyal yardımlarla beraber kadrolu seçmen haline getirilmiş, borçlandırılmış kitleler ve en nihayetinde bir rant dağıtım mekanizması var. Buna ortak edilmiş devlet kadroları ve dini organizasyonlardan oluşan bir çark işliyor.

 

Bu yapı sürdürülmez bir eşiğe geldi. Bugün çift haneli işsizlik, faiz oranları ve enflasyona ulaşıldı. Bu durum, kontrolden çıkmış istikameti öngörülemez bir fotoğraf veriyor. Bunun da getirdiği bir sıkışmışlık var.

 

Biz bu halin erken seçimle değişebileceğini düşünüyoruz ama iktidarın seçime gitmeyeceği öngörüm var. Nitekim Erdoğan da bunu sık sık ifade ediyor.

 

Ancak Türkiye bu hali uzun süre taşıyamaz. Elbette iktidar gitmek istemeyecektir ama Türkiye’nin yaşadığı bu buhran pek çok kırılmayı getirebilir ki, bunu endişe duyarak ifade ediyorum bunları.

 

“Bizi daha zor günler bekliyor”

 

Peki nasıl devam edecek bu hal?

 

Ne yazık ki, çok daha zor günler bizi bekliyor. O açıdan üzüntülüyüm. Bu toplumsal iklim sokağa yansıyacaktır. Geniş kitlelerin her geçen gün yoksullaştırıldığı, ülkenin kaybettiği bir dönem yaşıyoruz. Bunun etkisi olacaktır. Bankada dövizde olanlar da kaybediyor, çünkü toplamda ülke kaybediyor. Bu hal, toplumun, milletin, devletin intihal halidir.

 

 

İktidar değişiminde devri sabık yaratılır mı?

 

Türkiye çok travmatik bir dönem yaşadı. Devleti ele geçireceğim diyerek çıkılan bu güzergahta 15 Temmuz’a nasıl geldiğimizi gördük. Bu ülkenin tüm birikimlerinin operasyon çekilircesine nasıl tüketildiğini gördük. Siyasetin kirli kaynaklarla finanse edildiğini gördük. Elbette bütün bu süreçlerde, suç varsa ceza da vardır.

 

Böyle bir dönemde Türkiye muhasebesini yapmalı, hesaplaşmalı. Ama bu bağımsız bir yargı eliyle olmalı, intikam hırsı ile değil. Biz bir partiye oy verdiği için insanların hak ve özgürlüklerini, kazanılmış haklarını ellerinden almaktan bahsetmiyoruz. Biz bütün bu süreçte somut delillerle suç işlemiş insanların hesap vermesinden yanayız.

 

DP olarak, biz bu noktaya bir günde geldiğimizi düşünmüyoruz. Bu süreç içerisinde küresel kapital finans sisteminin önümüze sunduğu bir takım sıcak para politikalarıyla beraber yürütülmüş politik değişim süreciyle Türkiye bu noktaya geldi.

 

Netice itibarıyla yapanın yanına kar kalmadığı kuvvetli bir muhasebeyi hukuk önünde yapılmasını istiyoruz.

 

“Kaybedeceklerini kabullendiler”

 

50+1 tartışmalarını nasıl yorumlarsınız?

 

Bu bir yanıyla nafile bir tartışma. Çünkü TBMM’deki anayasa değişikliği yapma eşiklerine baktığınızda Cumhur İttifakı’nın bu eşikte olmadığını görüyoruz. Diğer tarafıyla tabi bir tartışma çünkü ortada sürdürülemez bir hal var.

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi iki varsayım üzerine dayandırıldı. Biri muhalefetin çok parçalı ve yan yana gelemeyeceği idi. Bu varsayım bir anlamda çöktü. 50+1 sistemin kurgulanması sürecinde MHP’nin adeta kilit noktası yani bütün sistemi kontrol etiği bir manivela. O açıdan Sayın Bahçeli ve MHP  50+1 sorgulanmasını adeta bir savaş sebebi olarak görüyor. Çünkü kendisi anlamsızlaşır.

 

Diğer yandan bu tartışmanın olması bir anlamda iktidarın artık yüzde 50+1’i alamayacaklarını görmüş olmalarını kabullenmeleri demek. Bu bir anlamda kaybetmişlik sendromunun göstergesi. Cumhurbaşkanı bu zafiyeti de göz önünde bulundurarak geniş kitlelere kendi partili aidiyet sahasında bulunan kitlelere yansımaması için tartışmanın önünü alma gayretine düştüler.

 

İlk turda en yüksek oyu kim alıyorsa o kazansın deme noktasına gelmiş olmaları bu sistemin de sürdürülemez olduğunu, Türkiye için icra edilemez olduğunu gösterdi.

 

Neden bu sistemde ısrar edildi?

 

Türkiye daha demokratikleşsin daha etkin bir yönetim modeli kuralım gayreti ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin gündemine gelmedi. Bu sistemin nedeni, bir kişinin ihtiyaçları, sınırsız yetki, sıfır denetim mantığı içerisinde, milli, siyasi, dini referanslarla Allah’ın bu asırda bu milleti yönetmekle görevlendirdiği bir anlayışla, ona tabi olalım o ne biliyorsa yapsın kurgusu yapıldı. Bu kurgunun maliyetini acı bir tecrübeyle ödüyoruz.

 

Dolar 12 TL’ye gelmişse bir kişinin keyfi olarak denetimden, ortak akıldan yoksun bir şekilde karar vermesinin sonucudur. Bu sistemle demokrasinin oksijen sahasının her zamankinden daha sınırlı hale geldiğini görüyoruz. Bir acı tecrübeyi yaşadık. Türkiye’nin maalesef her sahada kötü yönetiminin hepimize bir maliyeti var bunu da yaşayarak gördük, görüyoruz.

 

“Helalleşmeye ihtiyacımız var”

 

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısına nasıl bakıyorsunuz?

 

Ben çok önemli buluyorum. Bunun temel sebebi cumhuriyet tarihimiz boyunca mağdur olmamış hiçbir siyasal toplumsal kesimin kalmadığı bir süreci yaşadık. Bugünden yarına doğru bu kabuk bağlamış yaraları deşerek değil, herkesin hukukundan emin olduğu, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir “Türkiye’yi nasıl inşa edebiliriz”i konuşmalıyız artık.

 

Türkiye Cumhuriyeti, bugün iki tane çökmüş ülkeye (Irak ve Suriye) komşu olmanın getirdiği pek çok olumsuzluğu yaşıyoruz. Ama Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün olumsuzluklara rağmen her bir vatandaşına bu ülkeyi yıkmak isteyenlere dair sunduğu hukukun, güvenliğin, refahın, fırsat eşitliğinin de kıymetini herkes bilmeli. En fazla da imkan ve imtiyazından azami düzeyde yararlanan iktidar sahihleri bunun kıymetini bilmeli.

 

Buradan geriye doğru baktığımızda hiçbir şekilde meşrulaştıramayacağımız pek çok acı yaşandı bu ülkede. Bu acıların, travmaların en büyüklerinden birisini DP olarak bizler yaşadık, bizlerin aileleri yaşadı. Son tahlilde Türk demokrasisi ve ülke yaşadı, 27 Mayıs’tan 16-17 Eylül idamlarına varıncaya kadar. Ama altını çizdiğim farklı farklı toplumsal kesimlerde bu süreçleri ve başka acıları yaşadı.

 

Hani bir entelektüelimizin güzel bir değerlendirmesi var diyor ki, Türkiye’de hiç kimse demokrat değil herkes birbirinin celladı sadece sırasını bekliyor. Bu sarmaldan Türkiye’yi çıkarmak lazım. Elbette CHP’nin lideri olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün Türkiye’nin bu tarihi eşikte hakikaten açık kalmış hesapları kapatacak bir olumlu düzlemde tüm toplumsal kesimlerin bir ortak anlayışla beraber bir ortak paydada, bu sorgulama sürecini yaşaması adına önemli bir söylem. Bunu iktidar kendi cephesinden kendi argümanlarıyla beraber belirli bir alana sığdırmak yoluna gitmek gibi bir propaganda süreci işletiyorlar ama netice itibarıyla Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu söylemenin toplumda hem rahatlatıcı hem yarına dair endişe giderici çok önemli fonksiyon getireceği kanaatindeyim.

 

“Hemen seçim istiyoruz”

 

İktidar erken seçime gitmeyeceğim diyor. Peki siz istiyor musunuz?

 

Fikir olarak Türkiye’nin bir erken seçime ihtiyacı var mı, çok acil bir erken seçime ihtiyacı var. Çünkü AK Partili, Sayın Erdoğanlı bir Türkiye’nin hiçbir politik sahada kendisini doğru bir istikamete çekebilme imkanı kalmadı. Ama pratik sahadan baktığımızda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden önce TBMM’nin erken seçim kararı alması daha kolaydı. Ama bugün TBMM alacaksa beşte üç çoğunluk lazım ya da Cumhurbaşkanı seçime gider.

 

Ülke batarsa batsın, biz kendimizi kurtaralım anlayışında olan siyasal iktidar aklının erken seçime gideceğini düşünmüyorum.

 

Ama Türkiye ekonomik alanda tüm toplumsal kesimleri ilgilendiren, endiler yaşıyoruz. Bunun sonuçlarının sokakta çok kısa sürede kitlesel olarak görülecektir. Ben o açıdan Türkiye’nin önündeki seçim sürecinin artık yıllar değil aylar içinde olabileceğini düşünüyorum. Ama iktidar buna sonuna kadar direnecektir. Ancak bu tabloya AK Parti içinde de itirazların olduğu da sır değildir. Bütün bunları dikkatle bizler de gözlemliyoruz.

 

Millet İttifakı’nı nasıl yorumluyorsunuz gelecek açısından değerlendirirsiniz? Dahası DP kendisini nasıl konumlandırıyor?

 

Millet İttifakı bir anlamda, 16 Nisan Referandumu ardından 2018 seçimleri sonuçları, iktidarın ittifak modellerine resmi bir çerçeve kazandırmasıyla ortaya çıktı.

 

Yeni sistemle gelen yüzde 50+1 koşulu, farklı siyasal kimliklerde olsa da aynı ortak değerlerde buluşan partilerin bir araya gelmesinin yolunu açtı. Bu ortak değerler daha fazla demokrasi ve hukuk oldu. Millet İttifakı da bu anlayışın bir sonucudur. Özellikle CHP lideri sayın Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte çok yapıcı rolünü unutmamak gerekiyor. Bu çabaların meyvesinin 2019 yerel seçimlerinde aldık. O açıdan ben çok önemsiyorum. Bütün bu yaşadığımız süreçle beraber Türkiye’nin, Tanzimat gibi, Meşrutiyet gibi, İkinci Meşrutiyet gibi, Cumhuriyet ilanı gibi, çok partili hayata geçiş gibi önemli eşikte olduğumuzu düşünüyorum.

 

Bu eşikte sadece iktidar değişikliği değil bir kurucu akılla beraber devleti yeniden kodlamak, değer yargılarını yeniden tarif etmek, Türkiye’yi yeniden uluslararası bölgesel zeminde yeniden konumlandırmak demek. Bu açıdan büyük bir vazifemiz var. Millet İttifakı’nın bu çerçevede bir birlikteliği var.

 

“Biz yolumuzda ilerliyoruz”

 

Yeni kurulan partiler…

 

Onların önümüzdeki süreçte nasıl tercihler yapacaklarını bugünden yorum yapmak bizim için yersiz. DP olarak biz her zaman makul çoğunluğun sesi, makul siyasetin temsilcisi, bir buçuk asırlık modernleşme çizgisi içerisinde inşa ettiği Türkiye’ye has bir çevredir. Deyim yerindeyse en az maliyetle problemlerini yönetebilmesinin formülasyonudur. Toplumun en geniş ortak paydasıdır. Türk milletinin altın oran noktasıdır.

 

Biz bugün mahallelere hapsolmuş kimliklere hapsolmuş bu siyaseti yeniden daha merkezi alana toparlayacak bir siyasetin de oluşturucusu, kurucusu durduğumuz noktada sadece oyunu aldığımız kitleler değil alamadığımız kitlelerin de rızasını gösterin bir anlayışı bu ittifak noktasında makul noktada temsil etmeye güç kaçmaya gayret gösteriyoruz.

 

Bugünkü denklemin ötesinde tarihsel olarak baktığımızda DP ve CHP’nin çok partili hayata geçerken gördüğü önemli bir fonksiyon var. Bu denklemin, bu nazik dengenin Türkiye’nin yarınını inşa ederken çok önemli bir kaldıraç olduğunun farkındayız. Bu konuda azami dikkati kendi cephemizden gösteriyoruz.

 

“AK Parti’nin yaptığı modern mandacılıktır”

 

Ekonomi kötü dedik, kurlar yükseliyor dedik. Ne olacak bunun sonu?

 

Türkiye, talimatlı ekonomi modeline geçti. Bildiğimiz iktisat ilminin siyasi akılla harmanlanmış ölçülerinin, anlayışlarının geçersiz olduğu bir noktadayız. Bunu maalesef üzülerek söylüyorum. O açıdan batıl inançlarıyla, iktisat literatüründe yeri olmayan bir takım tezlerin, asgarisinde ekonomi okur yazarlığının olmadığını gördüğümüz bir anlayışla yönetiliyor.

 

Önceki günkü açıklamasında Sayın Erdoğan “yeni model deniyoruz” diyor. Yani 84 milyonu siz akla ziyan bir takım hezeyanlarınızın deneme tahtası yapamazsınız. Bugün sürdürülemez bir hal var.

 

MB gibi dünyada mukayeseli olarak baktığımızda en önemli niteliği bağımsızlığı, özerkliği olan kurumun düşürüldüğü hal acıdır. O açıdan Sayın Berat Albayark’ın sözü ile ifade edeyim, “Allah bu milletin yardımcısı olsun” noktasına geldik. Tabi çok üzücü.

 

Önceki gün Sayın Erdoğan, mandacı ekonomistler diyor,  mandacılar bile AK Parti’nin yaptığını Türkiye’ye yapamazlardı. AK Parti’nin yaptığı modern mandacılık. Siz tercih ettiğiniz politikalarla Türkiye’nin milli varlıklarını ve şirketlerini ucuzlatıp yabancı ellere geçmesine vesile olacak bir politika üretiyorsanız bunun adı modern mandacılıktır bunu da AK Parti yaptı.

 

Bu açıdan Türk varlıklarının el değiştirmesi, Türkiye’nin önündeki en büyük risklerden biridir. Bu zaafiyeti allayıp pullayıp ülke için övünülecek  bir şeymiş gibi propagandasının yapıldığını hayretle izliyorum. Türkiye’nin önündeki en büyük risk budur. Hiç bir devlet yoktur ki kendi ekonomisini bilinçsizce yabancı bir takım kartellerin, finans kuruluşlarının tarımdan başlayarak bir takım uluslararası büyük sermaye şirketlerinin istilasına açsın. Ama Türkiye maalesef bu süreci açtı ve bugün Türk ekonomisinin en temel problemi sadece sıcak para değil yapısal olarak Türkiye’nin bir katma değer yaratma problemi var. Bu problemi yeniden sadece üreten bir Türkiye değil dünyadan refah transferi edebilecek bir anlayışla iktisadi alanda yapılandırması lazım.

 

 

 

 

“Ortak adaydan yanayız”

 

DP olarak adaylık meselesine nasıl bakıyorsunuz? Sizin böyle bir düşünceniz var mı?

 

Bu yeni modelde eğer bir ortak paydada siyasi partiler aday çıkarmıyorsa, bütün siyasi partilerin genel başkanları tabii adaydır. Ama biz bugün Türkiye’nin geldiğiydi noktada hata yapma lüksümüzün kalmadığı bir tarihi eşikte, bir ortak adayın ikinci turdan daha ziyade birinci turu hedefleyerek hedefe gitmesinin daha uygun olacağını düşünüyoruz. Ortak aday etrafında muhalefetin birleşmesi ve toplumsal enerjiyi toplumsal muhalefeti bu noktaya teksif etmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

 

Elbette bugünden kesin hükümler vermemek lazım. Zaman zaman iktidarın yedeğine aldığı bir takım gazeteci, yazar sıfatı içerisinde olan insanların sabah akşam muhalefetin adayı üzerinden bir menipülatif alan oluşturma çabası var. Bilakis görevlendirilmiş istihdam edilmiş gazeteci yazarlar var. Ben de zaman zaman eğlencemiz olsun diye onları okuyorum.

 

Tabi iktidar cenahında Sayın Bahçeli’nin açıklamasıyla Cumhur İttifakı’nın adayı zaten belli. Cumhur ittifakının son tahlilde mücadelesi, o bir kişinin siyasi hayatiyetini sürdürmek. Ülkeyle ilgili işte dini milli hamasi bir retorikle bunu gerekçelendirme propaganda argümante etme yoluna gitseler de göreceği fonksiyon ortada.

 

Oysa muhalefetin, Millet İttifakı’nın merkezînde iddiası Türkiye’nin hakikaten bu içine düştüğü halden çıkması yeniden Türkiye’yi tarihsel çizgisi içerisinde kodlama, yeniden bu büyük ülkede herkesin eşit fırsatlara sahip olmasını sağlamak, herkesin hukukundan emin olmasını sağlamak. Bu iddia ile hepimizin varlığı anlam buluyor. Bu açıdan bakınca ben, “Ekmek için Ekmelettin” ve benzerleri formüllerin önümüzdeki süreçte çok anlamsız olduğunu düşünüyorum.

 

“Kılıçdaroğlu önemli şeyler yapıyor”

 

Siyasette birinci derecede iddiası olan başta genel başkanlar ve tabi olarak bir önümüzde siyasal kriz yönetimi diyebileceğimiz bir süreç var çok senkronize bir şekilde pek çok bilinmeyenli bir denklem içinde bu sürecin yönetilme mesuliyeti var. Bunu da önemsiyorum. Adaylık mevzuunda bakış açımız bu mihvalde.

 

Şartlar değişince hükümler de değişir kaidesi var çok artların hızla değişebildiği bir gerçeklik var bunu da görüyoruz ama bugün başta CHP olmak üzere siyasi partilerin hep karşılıklı olarak bir ortak paydada bir hassasiyetle ülkenin can alıcı can yakıcı meselelerinden başlayarak bir ortak tutum geliştirme noktasında iradesi var.

 

6 siyasi partinin bütün bu tartışmalarımızın merkezinde ifade ettiğimiz etmediğimiz ülkede yanlış giden her politik sahadaki gelişmelere karşı bu sistem üzerinden bir itiraz gelişiyor ve o noktada ortak paydada temel prensipleri bir değerler manzumesi etrafında tarif etme gibi bir görevimiz var. O açıdan bakınca bu sürecin bence adaylık meselesi çok önemli çünkü iki düzlemli bir rekabet var.

 

Birinci düzlem siyasi karakterin daha ön plana çıktığı cumhurbaşkanlığı düzlemi ama partilerin ittifakının olduğu bir genel seçim düzlemi kişi önemli olmakla beraber siyasal karakter önemli olmakla beraber Türkiye önümüzdeki seçimde bir paket programı oylayacak. O açıdan kişiye değer atfetmekle beraber ben toplumun önünde milletimizin risklerini yönetme kapasitesini fikir ve kadro derinliğini ortaya koymuş bir muhalefetin çok önemli avantaj sahibi olacağı kanaatindeyim.

 

“Öğretmenler Günü kutlu olsun”

 

Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü, bir mesajınız var mı?

 

Sadece bir güne sıkıştırmak elbette anlamsız olur ama gün vesilesi ile biz de başta, başöğretmen Büyük Atatürk’ten başlayarak adanmışlık ruhu içinde Cumhuriyet’in değerlerini kurulduğu andan itibaren Anadolu’nun her noktasına köyüne kasabasına taşımış öğretmenlerimizi saygıyla anmak isterim.

 

Bugün özlük haklarından başlayarak pek çok zorluğu var ama ben eğitim meselesine baktığımızda yine en önemli meselemizin öğretmen yetiştirme sahasıyla ilgili olduğu kanaatindeyim. Nitelikli o ruha sahip öğretmenlerimizin bütün olumsuz şartlarda her zaman fark yaratabileceğini biliyoruz hepimiz en azından bizim kuşaklarımız kurum kültürüyle beraber pişmiş o ruh adamların her birimiz için örnek model olduğu pek çok öğretmenle tanışmışızdır bize etkileri vardır.

 

O açıdan bende başta şahsımın öğretmenliğini yapmış tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler gününü tebrik etmek isterim.