Demokrat Parti İl Kongresinde Selçuk Yücesan İl Başkanlığına seçildi




Demokrat Parti İl Kongresinde Selçuk Yücesan İl Başkanlığına seçildi

 

Uysal: “Milletten yetki alanların millete ihanet ediyor”

 

Enginyurt: “Cesaret bulaşıcıdır dedik, Genel Başkanımız Gültekin Uysal ile 

yola çıktık”

 

Yücesan: “İktidar olmak hedefiyle emek sarf ediyoruz”

 

 

(DP Basın Merkezi - 16 Kasım 2021) Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Ordu İl Kongresinde yaptığı konuşmada iktidara yüklendi, “Ne yazıktır ki milletten yetki alanların millete ihanet ettiğini görüyoruz” dedi. 

 

Atama ile Demokrat Parti bayrağını devralan Dr. Selçuk Yücesan, tek listeyle girilen Ordu İl Kongresi neticesinde il başkanlığına seçildi. Kongrede Divan Başkanlığını Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Uyanık yaparken Divan üyeleri de Teşkilat Başkan Yardımcısı Selami Genel, Sakarya İl Başkanı İsmail Ergül, Samsun İl Başkanı Mustafa Yaman ve Ankara İl Başkanı Erkin Delikanlı’dan oluştu.

 

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal bir konuşma yaparak Ordu’dan önemli mesajlar verdi. Konuşmasında yüzde 50+1 tartışmalarına da değinen Uysal, “Sayın Erdoğan'ın kendi beyanları var, bu sistemin kilit noktasıdır yüzde 50 artı 1 diye. Milliyetçi Hareket Partisi de bütün sistemi yüzde 50 artı 1 dengesi dolayısıyla kontrol ediyor” dedi.

 

Genel Başkan Uysal şöyle konuştu:

 

“Adı konmamış bir buhran dönemini yaşıyoruz”

 

“Milletimizin ıstıraplarını, dertlerini, yarınlara dair özlemlerini, hayallerini her kürsüde dile getirmeye çalışıyoruz. Elbette gönlümüz ister ki güzel şeyleri paylaşalım ancak ülkemizin de milletimiz de hali ortada.

 

Bu ülkeyi miras alanlar neredeyse bu ülkenin miladını 3 Kasım 2002’de başlatıyorlar. Kendilerine kimlik arayışlarında tarihi de alacarte/seçmeli menü gibi düşünüp istedikleri kısımları kendilerine almak, istemedikleri kısımlarını atmak istiyorlar. Acısıyla, tatlısıyla, hezimetleriyle, zaferleriyle bu büyük tarih büyük Türk Milleti’nin tarihidir. Biz bu inançtayız. 

 

Ülkemiz bugün ne yazık ki siyasi, sosyal veya ekonomik zeminde adı konmamış bir buhran dönemini yaşamaktadır. Doğru ile yanlışın yer değiştirdiğini görüyoruz. 

 

Milletten yetki alanların millete ihanet ettiğini görüyoruz. Örgütlenmiş, temsil ettiği kitlelerin hak ve hukukunu koruması gerekenlerin, çok dar anlamda, kendi hukuklarını korumak için mücadele verdiklerini görüyoruz. 

 

Çürüyenin sadece siyaset olmadığını görüyoruz. Pek çok sivil toplum örgütünde de görüyoruz çürümeyi. Tüccarından esnafına, çiftçisinden işçisine, memuruna kadar örgütlü tüm yapılarımıza bakalım; kendi varlıklarını merkeze koymuş birtakım mesleki birlik, konfedersayon üst kademe yöneticilerinin kendi dertlerine düşmüş olduğunu, hakkını, hukukunu savunacağı kitleleri düşünmez olduğunu görüyoruz. 

 

“Milletin sofrasından ekmeğinin çalınmasına imza atan bir sendika”

 

Daha iki gün evvel memurların adına yetki almış bir sendika toplantı yapıyor. Ülkede fiili enflasyon en iyimser tahminle bile yüzde 50 iken bu sendika yüzde 4+4 zam diyerek milletin sofrasından ekmeğinin çalınmasına imza atmış sendika ve temsilcileri, bir siyasi partinin arka bahçesinde alkış tutuyorlar. Neyin pahasına; milletin ekmeğinin pahasına! Milyonlarca insanımızın yoksulluğa mahkum edilmesi pahasına!

 

Türkiye’nin meseleleri sloganlar düzeyinde, popülizm anlayışı içerisinde ifade edebileceğimiz, kitleleri galeyana getirebileceğimiz zeminin çok ötesindedir. Türkiye’nin meselelerinin çok derin ve esaslı bakış açısına, politikalara, kadrolara ihtiyacı var. Türkiye bir buhran dönemi içerisindedir. 

 

“İnsan sermayesini de kötü yönettiler”

 

En büyük sermayemiz beşeri sermayemiz; “insanlarımız, gençlerimiz, kadınlarımız” diyoruz ama bu büyük ülke her manada, maddi meselelerde olduğu gibi insan sermayesini de kötü yönetti, onun birikiminden bir hasıla elde edemedi. Son 21 yılı heba ettik. 

 

“Rekabet sadece milletlerin rekabeti değil”

 

Üniversiteler açtık diyorlar, evet. Bir diploma fabrikasına dönüştürdüğümüz üniversitelerden ne Türk sanayisinin ne işletmelerimizin ne tüccarlarımızın ne esnaflarımızın ne fabrikaların ihtiyaç duyduğu nitelikte maalesef insan eğitemiyoruz. Dünya değişmiş, Türkiye değişmiş. Artık rekabet sadece milletlerin rekabeti değil; şehirlerin rekabeti, üniversitelerin rekabeti, şirketlerinin rekabeti, bireylerinin rekabeti…

 

“Kılıçdaroğlu'nu “SGK’yı batırdı” diye itham edenler 

1000 kere SGK'yı batırdılar”

 

CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu'nu geçmiş görevi dolayısıyla “SGK’yı batırdı” diye itham edenler bırakınız biri 100 kere SGK'yı batırdılar, 1000 kere SGK'yı batırdılar. Kendileri yüzlerce katrilyonluk sosyal güvenlik açıklarını kapatmak üzere, bu kaynakları ülkede yatırıma dönüştürmek yerine yanlış politikaların neticesinde, SGK açıklarını örtmek için kullandılar.

 

Türkiye'nin neye ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Türkiye'nin nereden geldiğini de biliyoruz, bilmeyenlere inat. Türkiye'yi nereye götürmemiz gerektiğini de biliyoruz, istikametini kaybetmişlere inat. 

 

“Milli güvenliğin en önemli girdisi gıda güvenliği”

 

2002 yılında uluslararası küresel kapital finans sisteminden bir rol çaldılar. Özelleştirme adı altında birtakım imtiyaz sözleşmelerinin devri vesilesiyle bu ülkenin tüm üretici altyapısını yok ettiler. Peki yok ettiler de ne oldu? İşte bugün Anadolu gibi her tür bitkinin nebatın yetişebileceği bir coğrafyada, tarıma dayalı coğrafyamız başta olmak üzere, ihtiyaç duyduğu ürünlerden başlayarak, milli güvenliğin artık en önemli girdisinin “gıda güvenliği” olduğu bu dönemde insanımızın ihtiyaç duyduğu gıdaları temin edemez hale getirerek Türkiye her açıdan ithalata mahkum bıraktılar. 

 

“Adamı dikseniz adam yetişir bu verimli topraklarda”

 

İstikrarlı fiyat politikalarıyla kendi çiftçimize vermediklerini, milyarlarca dolara kendi üreticinize vermediklerinizi başka ülkelerin çiftçilerine vermek zorunda kalıyorsunuz. Hadi diyelim ki biyoteknoloji üretemiyoruz, hadi diyelim ki yüksek teknoloji üretemiyoruz. Yahu bu ülkede adamı dikseniz toprağa adamın yetişeceği bu coğrafyada, bereketli ovalarda, bugün tarım yapılamaz halde.

 

“2022 tarımda felaket yılı olacak gibi görünüyor”

 

Çok radikal, olağanüstü tedbirler almadığımız takdirde, 2022 yılı Türkiye için tarımda bir felaket yılı olacaktır. “Gıda enflasyonu enflasyonun sebebidir” diyerek Polatlı'da soğan tüccarını kovalayanlar, diğer yerlerde çiftçilerin yanı sıra marketleri suçlayanlar, onlarca yüzlerce faktör dinamiğin işlediği piyasada siyasetsizliğin, istikrarsızlığın çarpık bir zihniyetin neticesinde bu noktaya getirmenin vebalini, sorumluluğunu taşıdılar.  

 

Ancak her zaman olduğu gibi onlar temiz, pak; suçlu vatandaş, suçlu üretici, suçlu çiftçi, suçlu marketler… Bu şark kurnazlığı ile bir yere gidebilme imkanı yoktur. Hesap ortadadır. 

 

Türkiye’nin böyle bir dönemde üretici altyapısını, kurulu kapasitesini daha da artıracak pek çok yatırım yapması gerekirdi. Maalesef yatırım yapmayı bırakın, çarpık bir düzeni sistematik haline getirenler, vatandaşlarımızı çalışmamaya teşvik ettiler. 

 

“Bu mudur Türkiye’ye teklifiniz?”

 

Düşünebilir misiniz ki; bir hükümet kendi vatandaşlarını çalışmamaya teşvik etsin, yoksulluğa mahkum etsin, metropollere kitleler göç etsin, tarımdan hayvancılıktan başlayarak alın terinin karşılığını alamasın, büyükşehirlerde belediyelerin, birtakım dini örgütlenmelerin ve merkezi hükümetin Kaymakamlık eliyle oluşturduğu sosyal yardımlarla suyun üzerinde nefes alıp versin, sonunda gitsin sandıkta da sadakatini göstersin… Bu mudur Türkiye'ye teklifiniz, bu mudur aziz millete teklifiniz?

 

Bizler, o yok var saydığınız geçmiş içerisinden, Türkiye'de fabrikalar yapmış, kurmuş, bir sanayi kalkınma fikrine sahip bir geçmişin içinden geliyoruz. Cumhuriyet kurulduğunda incirin üzümün dışında ihraç edecek ürünü olmayan bu büyük ülke, kademe kademe büyütülerek Türk sanayisi özel teşebbüs ile beraber bir noktaya getirilmiştir. Bugün insanımızın onurunu kırarak, gururunu inciterek, sosyal yardımlarla hayatını idame ettirmeye çalışıyorsunuz. Yüz binlerce insanı kamu iktisadi teşebbüslerinin gizli işsizlik sigortası olarak kullanıyorsunuz. 

 

“Geçmişi yok varsayanlar dünümüzü de günümüzü de çaldılar”

 

Yüz binlerce insanı emekli etmiş, onurlu bir şekilde yaşamasını sağlamış dünü yok var sayanlar, aslında sadece dünü yok saymadı, bu günümüzü de sattılar. Ancak buradan ifade ediyorum; bilsinler ki dünümüzü çalanlara asla ve kata yarınlarımızı çaldırmayacağız, çaldırmamalıyız.  Çünkü önümüz süreç namuslularla namusluların yürüyeceği, namussuzlarla namussuzların yürüyeceği bir süreç yaşanacak. 

 

“Evlatlarımız bu ülkenin üreten dişlileri haline neden gelemiyor?”

 

“Yarınlarımız için, gençlerimiz, kadınlarımız için bu büyük ülkede dişimizden, tırnağımızdan artırarak büyüttüğünüz, yedirdiğiniz, içirdiğiniz evlatlarımız bu ülkenin üreten dişlileri haline neden gelemiyor?” sorusunu kendimize de sormalı, bu ülkeye de sordurmalıyız.

 

Bir büyük düşünürüm güzel bir sözü var; “Toplumlar kendilerine doğru soruları sormalı. Eğer doğru soruları sormazlarsa küçük sorunların büyüdüğünü, büyük sorunların kronikleştiğini görürler” diyor. 

 

İşte bugün biz geldiğimiz noktada birtakım sloganlarla uçuyoruz, kaçıyoruz, yerli, milli ne kadar bayraklaştırdıkları değer varsa hepsinin içi boşaltılmış haldedir.  Geçmişi elinden çalınmış vaziyette el ele baş başa kaldık bugün. 

 

Eğer Türkiye yolunu doğru bir istikamete çeviremez ise yarınlarında daha büyük krizlerle, daha büyük dış müdahalelerle, daha büyük operasyonlarla, daha büyük manipülasyonlarla karşı karşıya kalacaktır. 

 

Ülkeyi iktisaden ve siyasetten her tür operasyonel müdahaleye açık hale getirenler, şimdi kendilerini kurtarmak için sabah akşam bir propaganda içerisindeler. Neymiş; “bu ülkede tüm yapılan yanlışların sorumlusu dış güçlermiş.” 

 

Bu ülkede yolsuzluk batağına batmışız, sebebi dış güçler; bu ülkede Merkez Bankası'nın, ülkenin birikimini 128 milyar doların arka kapıdan gitmiş, suçlu dış güçler; deprem coğrafyasında yaşıyoruz, çıkardığınız yönetmelikleri uygulamayacaksınız, depremde toplanma merkezlerini mimarı açacaksınız, AVM yapacaksınız, sonra suçlu dış güçler olacak. Artık bu hikayelere milletimizin karnının tok olması lazım.

 

Eğer siz ülkenizi operasyona açık hale getirirseniz batıdan değil de doğudan gelirler, onlar operasyon yaparlar. Aslolan akıllı davranmanız, akılla yönetmenizdir.

 

Bir düşünürümüz “Sırtlanların güzergahına geldik, Anadolu'ya çadırımızı kurduk. Burada uyanık olmalıyız” diyor. Ben de diyorum ki; sadece uyanık olmak yetmez, akıllı da olmak mecburiyetindeyiz, akılla milleti yönetmek mecburiyetindeyiz.

 

Aklını kaybetmişler. Sabah akşam bir “dış göç türküsü” söylüyorlar. Artık bu türkünün de karşılığı yok. Karadeniz’de görüyoruz, dere yataklarında sel vuruyor. Sinop'ta, Kastamonu'da acı felaketler yaşadık. Bu ülkenin her coğrafyasında tabiata rağmen yaptığımız uygulamalar neticesinde onlarca, yüzlerce kayıplar veriyoruz. O nedenle aklın gereğini yapmak durumundayız. 

 

“Yolsuzluğun da yoksulluğun da sebebi iç güçlerdir, Sayın Erdoğan’dır”

 

Buradan sesleniyorum; Türkiye'de yolsuzlukların da yanlış politikaların da sefaletin de yoksulluğun da sebebi dış güçler değil iç güçlerdir, Sayın Erdoğan sizsiniz.

 

Milletimiz daha ne yapacaktı size? Çok uzun bir zaman diliminde iktidarda kaldınız. Türk milleti hiçbir mazeret bırakmayacak şekilde size yetki verdi, yetki yetmedi size. Referandumlar vesilesiyle “12 Eylül’le hesaplaşacağız, askeri vesayetle hesaplaşacağız” dediniz FETÖ ile beraber. Meğer tek derdinizin devleti ele geçirmek olduğunu gördük. Aldığınız mutlak yetkilerle 15 Temmuz'da bizi bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya bıraktınız. 

 

“FETÖ'cülerin size bıraktığı hukuksuzluk icat etmekten vazgeçin”

 

Şimdi hala “anayasa” diyorlar. Neymiş vesayetle mücadele edeceklermiş! Geç beyim geç!!! O havuzdan epey su aldınız. Artık vatandaşlarımızın da bizim de karnımız tok bunlara. Siz bırakın yeni anayasa yapmayı, FETÖ'cülerin size bıraktığı hukuksuzluk icat etmekten vazgeçiniz. Bu noktaya elbette bir günde gelinmedi. Bu değirmene su taşıyanlar kendileri bile şikayetçi. 

 

İslamcılardan Demokrat çıkarmaya çalıştılar, görüyoruz neticesini. FETÖ'cülerden Demokrat çıkarmaya çalıştılar, onun neticesi de ortada. Şimdi etnik bölücü unsurlardan Demokrat çıkarmaya çalışıyorlar. 40 yıldır bu ülke bedelini ödüyor, onun da neticesini görüyoruz. 

 

Ama bunlar hala aynı akıldalar. Bırakalım onlar gidebildiği yere kadar gitsinler. Biz bu ülkede demokrasiyi milletimiz için istiyoruz. Biliyoruz ki demokrasi ekmeğimiz, aşımız. Demokratik kurumlar işlemediği için bu ülkede, denetim yapılmadığı için bu ülkede, demokrasinin bir kurallar manzumesi, bir değerler bütünü olduğunu bilmeyenlerin şeffaflıktan hesap verilebilirlikten, denetimden anlamadıkları için bu ülkenin kaynakları heba edildi.

 

“İstikametini kaybetmiş bir ülke haline getirdiler”

 

Milyonlarca insan yoksulluğa mahkum ediliyor bu ülkedeki çarpık rejim dolayısıyla. Ne çiftçimizin meselesi ne gençlerimizin meselesi ne esnaflarımızın demokratik meselesi. Türkiye Büyük Millet Meclisine bu problemleri, kronikleşmiş bu meseleleri çözebilmek için aktaramıyoruz. 

 

İktidar sahipleri işlerine geldi mi “demokrasi” diyor, işlerine geldi mi “adalet” diyor. Eğer onların işine gelmiyorsa “bizim anlaşmamız buraya kadardı” diyorlar. Günün sonunda bu ülkeye söyleyecek sözlerinin kalmadığını, ülkeyi yönetmek adına bir programlarının olmadığını zaten içeriden ve dışarıdan baktığınızda istikametini kaybetmiş bir ülke haline getirerek ispat ettiler. 

 

“Yükümüz ağır”

 

O nedenle yükümüz ağırdır, büyüktür. Mesele sadece bir iktidar değişikliği de değildir. Bu tarihin döndüğü anlar milletlerin devletlerin kaderinde çok önemlidir, belirleyicidir. 

 

Mecelle'nin yazarı Paşa öyle diyor; “Toplumlar değişim dönemlerinde dengesini kaybetmeye görsün, daha ağır bedel ile o değişim döneminde yaşanan değişimlerin bedelini öder” diyor. İşte böyle bir değişimin eşiğindeyiz. Tarihimizin büyük değişim evrelerinde olduğu gibi Tanzimat'tan Meşrutiyet’e, Meşrutiyet’ten 2. Meşrutiyet’e, Cumhuriyet’e ve çok partili hayat da bahsettiğim önemli tarihi eşiklere denk düşecek niteliktedir. Bunu siyasetimizin de toplum önderlerimizin de medyamızın da bilim erbabının da anlaması gerekir. 

 

Böyle gelmiş belki ama asla böyle gitmeyecek elbette. Bu millet demokratik hukuk kuralları çerçevesinde hesabını soracaktır, sormalıdır. Yapanla yapmayan arasındaki farkı ortaya koymalıdır. Bu tarihi eşikten sonra yeniden bir kurucu ruhla devletin kurumlarını, değerlerini yerli yerine koymalıyız. Bugün Türkiye'yi “sınırsız yetki sıfır denetim” mantığı içerisinde birileri yönetiyor, işte sonucunu görüyoruz. Bunun adı keyfi bir rejimdir. 

 

“Mutlak iktidar istiyorlar”

 

Milletimiz yetki verdi, yetki ile yetinmediler “mutlak bir iktidar istiyoruz” dediler. “Mutlak iktidar” ne demek; “söylediğimiz söz kanun olsun” demek. Önlerinde hiçbir engel yok ama bu ülkeye verebilecekleri bir şey de yok. Buradan sormak isterim; “Yüce Türk Milleti size, bu iktidar sahiplerine, Sayın Erdoğan'a 5 yıl daha verse, 4 tane 5 yıllık kalkınma planı uygulayabileceğiniz bir zaman dilimi müsaade etmiş 20 yılda yapamadığınız neyi yapacaksınız?” 

 

Türkiye'ye ne vereceksiniz? Uyguladığınız politikalarla beraber iktidar partisini savunmayı bir din ve iman meselesi haline getirerek yüz binlerce insanımızın hayatı ile oynadınız. Elinize ne geçti? “Anadolu'nun her yerine üniversite açalım” dediniz, açtınız. Yüksekokullar açalım dediniz, açtınız. Ama oralarda maalesef ne eğitim alabilecekleri şartlar var ne de o nitelikte öğretim üyelerimiz var. Bu acı gerçeği hepimiz şapkamızı önümüze koyarak düşünmek mecburiyetindeyiz. 

 

Bu ülkenin geleceğini heba ediyorlar, gençlerini heba ediyorlar. Üniversiteleri siyasetin arka bahçeleri haline getirdiler. Güya “demokrasi” diye sandık koyduk, siyasi partileri birtakım dini örgütlenmelerin rekabetine dönüştürdük.

 

“Üniversitelerde ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde kadrolar açıyorsunuz”

 

Eleştirdiğiniz her şeyi yaptınız. 56 sıradan rektör atamak ayıp oluyor deyip orada onu da kaldırdınız. Şimdi keyfinize göre atıyorsunuz rektörleri. Her gün bir üniversiteden nokta atışı ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde bir kadro açıldığını görüyoruz. Bu ülkenin yarınlarını böyle yaparak mı kurtaracaksınız?

 

Bugün ülkenin en temel meselesi yetişmiş insan gücüdür. Belli ölçeğin üzerindeki insan Türkiye'de bir gelecek bulamamasıdır mesele. Bu ülkenin büyük üniversitelerinden Boğaziçi'ni arkadaşlar ele geçirememiş. Aylardır o rektörü atadınız, ismini hatırlayan var mı? Aday olmuş milletvekili yapmamışsınız, belediye başkanı yapmamışsınız, Boğaziçi'nde rektör atadınız. 

Neticesine orayı daha huzursuz hale getirdiniz. Bu çarpık anlayışlarla bir yere varabilme şansı yok.

 

“Yüzde 50 artı 1 tartışması”

 

Şimdi de Türkiye yüzde 50 artı 1 tartışacak. Artık isteseniz de istemeseniz de, bırakınız dışarıyı, kendi yöneticileriniz bile yarına çıkamayacağınızın idraki içerisinde. 

 

Eğer yarın Türkiye'de adalet ve adalet ile bir muamele görmek istiyorsanız işleyen bir demokratik düzeni işleyen bir hukuk düzenini bu ülkeye miras bırakınız. Yoksa ayarını bozduğunuz kantar gün yakındır gelecek ve sizi de tartacaktır. 

 

Sayın Erdoğan'ın kendi beyanları var, bu sistemin kilit noktasıdır yüzde 50 artı 1. Milliyetçi Hareket Partisi de bütün sistemi yüzde 50 artı 1 dengesi dolayısıyla kontrol ediyor. 

 

“Muktedi mevsimlik demokratları, 

milliyetçileri kurtaracak hiçbir demokratik formül yok”

 

Bunca zaman dini milli havasi birtakım kutuplarla kamu kaynaklarıyla milletimizin iradesi manipüle edildi. Artık Türkiye bir rotaya girdi. Bu saatten itibaren tüm olumsuzluklara rağmen manipüle edebilme imkanlarının olmadığını görüyoruz. Muhalefetin elinde çok sınırlı kalmış demokratik imkanlara rağmen bile Adalet ve Kalkınma Partisi'ni bu muktedi mevsimlik demokratları, milliyetçileri kurtaracak hiçbir demokratik formülün olmadığını burada ilan etmek isterim. Ne yapsanız nafile.

 

“Seçim ayarı”

 

Sayın Erdoğan açıklama yapıyor “3600 gösterge ayarlı düzenleme yapacağız” diye. Seçim ayarı bu. Milletimiz de sanki bunu görmüyor. Önümüzdeki seçimler Türk demokrasisinin belki de en zor sınavı olacaktır. Zamanın kısa ama ülkenin yaşayacağı travmaların çok derin ve büyük olma endişesini açıkçası taşıyoruz. Bunun da ipuçlarını bugünlerde görüyoruz. Bir AKP eski milletvekili, Akşam Gazetesi’nde şimdi yazı yazıyor, ağza alınmayacak akıl ve vicdan sahibi, Allah korkusu, utanma duygusu olan birisinin yazmayacağı birtakım şeyler yazıyor. Bu ülkenin Alevi vatandaşları, bu ülkenin Kürt vatandaşları hakkında olmadık şeyler yazıyor. 

 

Dini hamasi mezhebi bir hat kurarak, Türkiye'nin on yıllar boyunca inşa ettiği modern bir devlet anlayışı içerisinde, nereden geldiğine, kimliğine, kişiliğine, rengine, siyasi düşüncesine bakmaksızın, bu Cumhuriyetin eşit vatandaşları olarak vatandaşlık bağı ile muamele yaptığı insanlarını birtakım kamplara ayırarak hapsetmek istiyor. 

 

Esas bozmak zorunda olduğumuz oyunun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin bunu hak etmediğine inanıyorum. Bu kadar kötülüğü hak etmediğine inanıyorum. 

 

“Batsın sizin siyasetiniz!”

 

Emevi siyasetinin bugüne yansıması arkadaşların siyasi hedeflerine ulaşmak için suistimal edemeyecekleri değerleri yok. Hiçbir kutsalları yok, her şeyi feda edebilirler. Bu endişeyi yaşıyoruz. Kabuk bağlamış yaraları deşerek elinize ne geçecek? Batsın sizin siyasetiniz, batsın sizin adınız. Adaletiniz zaten batmış. Eninde sonunda yarattığınız bu zulüm ikliminde kendiniz de bulunacaksınız. Bunca zaman Cumhuriyetimizin değerlerini, demokrasimizin değerlerini, bu ülkenin en geniş ortak faydası milli ve manevi değerlerini bu süreç içerisinde hep birbiriyle rekabet ettirdiniz. Belki kazanmış göründünüz ama en nihayetinde tüm iddialarınızla sınandınız ve kaybettiniz. Bugün söylenecek sözünüz yok.

 

“İtikatta Müslüman ama amelde tokatçılar”

 

Tek bir soruyu sorsak Müslümanların iktidarı diyorsunuz ya size bakarak Müslümanlığa övünen bir tane vatandaş var mı? İtikatta Müslüman ama amelde tokatçı, dolandırıcı. Ortada kamu ihale kanunu kalmamış. Artık kamuoyu da kanıksadı. İstediğini istediğin şekilde vereceksin, milyonlarca insanı yoksulluğa mahkum edeceksin, kirli siyasetinizde finanse etmek için oluşturduğunuz kirli kaynakları elde etmek için 3 tane 5 tane müteahhitte yol vereceksiniz. Bilesiniz ki onlar da arayışta, onlar da yeni dönemin farkında.

 

Cehaletiniz mi büyük, cesaretiniz mi büyük? “Cehaletiniz cesaretinizden mi büyük” sadece ona karar veremiyoruz. Cesaretleri büyük olacak ki cehaletlerinden Sayın Erdoğan “ekonominin kitabını yazdık” demiş. Meşhur Teyyo Pehlivan hikayeleri var ya. Herhalde bunlara yeni tefrikası bu. Okuryazarlığı olmayanların birtakım batıl ekonomik fikirleri. 

 

“Milleti kobay haline getirdiniz”

 

84 milyonu kobay haline getirerek bu milletin üzerinde deniyorsunuz, deneyim bakalım! Dolar bugün 10.20 lirayı buldu değil mi? Keyfi uygulamalarınızla da 6 günde kararnamenin verdiği imkanlar ile Merkez Bankası Başkanını bile atama yetkisi ile silip, kendisini kurtardınız, atadınız da ne oldu? Emir erlerinizi atadınız da ne oldu?

 

Ne oldu söyleyeyim;

 

Bedelini hepimiz çekiyoruz. Sonra da kahkaha atıyorlar, dolar 10 olacak! Ne oldu? Bunları söyleyen Damat ortada yok. Bunları söyleyen eski Zeybekçi diye bir Bakan vardı, dolar öyle olacak böyle olacak derdi, O da ortada yok. Millet perişan ama onlar sefasının peşinde. Birileri cefa çekecek, siz sefa süreceksiniz. Birileri sırtlan payını alacak, siz aslan payını alacaksınız öyle mi? Yok öyle dava. Bu yanlışları yapanlar millet önünde de demokratik zeminde de eninde sonunda hesabını vermek durumunda.

 

Bu millet çuvalla aldığını bugün kilo ile alıyor, kilo ile aldığını gramla alır halde. Tarımda sadece bir tane örnek versek; Ordu'da hayati üretimlerden biri olan fındık üretimi mesela. Uyguladığınız yanlış politikalarla büyük ekseriyetle üretilen bir üründe bile istikrarsız politikalar, yanlış uygulamalar, tavsiye ettiğiniz birlikler… 

 

Birtakım yabancı tekellerin Türkiye'deki temsilcilerini getirip Tarım Bakanı yapacaksınız, sonra da çözüm diyeceksiniz. Sayın Bakan da çıkacak büyük bir cüretkarlık içerisinde “şikayetçi olan çiftçimiz yok” deme cüretini gösterecek. İnsanların süt ineklerini bile kesime verdiği bu ülkede, gerçeklere gözünüzü kapatarak birtakım manipülatif propaganda unsurlarıyla gerçekleri milletin inanmasını kimse bekleyemez. 

 

Her siyasi partinin kendine has politikaları var, tarihi geçmişi var, politikaları var, yarına dair farklı perspektifleri var. Ama bu yaşadığımız olağanüstü hal, farklı farklı siyasi partileri “demokrasi ve adalet” ortak paydasında bir araya gelmeye, zaten mecbur bıraktı. 

 

“Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz”

 

16 Nisan referandumundan bu yana Türkiye'de ortak bir paydayı, uzlaşı imkânını büyük bir sorumluluk duygusu ile hepimizin önüne koymaya çalışıyoruz. Sorumluluğumuzu unutmadan, ihtiraslarımıza yenilmeden Türk Milleti’nin başına gelmiş belki de en büyük felaketten herkesi kurtarmak için doğru bir stratejiyle, akıl ve emek ile beraber en ücra köşedeki vatandaşımıza kadar, kutsal bir imanla hakikatleri aktarmak için önümüzde zorlu bir süreç var.

 

En geniş ortak paydada demokratik zemini inşa edebilmek, mahallelere ve kimliklere hapsolmuş siyaseti yeniden bu parantezlerin dışına çıkartarak modern bir devletin vatandaşları haline getirebilmek, bu ülkenin imkânlarından da nimetlerinden de eşit ve azami düzeyde istifade edebilen, herkesin yarınlarından emin olduğu bir Türkiye'yi inşa etmek için aldığımız bayrağı taşımaya gayret eden Demokratlar olarak bu bilinçle hareket ediyoruz.

 

Sağımızdan solumuzdan yapılan telkinlere bakmaksızın inandığımız değerleri bayraklaştırmak ve yürümek mecburiyetindeyiz. Tüm dava arkadaşlarımızla beraber geçmişimizden aldığımız kuvvetle, değişen Türkiye'nin gerçekleriyle beraber, bu büyük ülkeyi feraha, refaha ulaştırabileceğimize inanıyoruz.  Bu ülkenin üretici altyapısını, sanayisini, Demir Çelik fabrikalarını, barajlarını, otoyollarını, üniversitelerini kurmuş bir hareket olarak bugün sahip olduğumuz imkânlarla daha fazlasını yapabileceğimize inanıyoruz.

 

Küreselleşme ikliminde yeni yeni güç merkezlerinin yükseldiği böyle bir dönemde Türkiye'yi de bir çekim merkezi, bir güç merkezi yapabileceğimize inanıyoruz. Bir imparatorluğun bakiyesi olarak ardımızda bıraktığımız tüm hicranda topraklarda mazlumların sesini yükseltecek, önce kendi insanlarına odaklanmış bir büyük Türkiye idealini icra edebileceğimize inanıyoruz.

 

“Birtakım popstar figürler 20 yıldır 

Türk demokrasisinin kurtarıcısı olarak ortaya sunuluyor”

 

Siyasetin yerelde ve genelde pahalı bir faaliyet haline getirildiği böyle bir dönemde inanan arkadaşlarımızla, dava arkadaşlarımızla, adanmışlık ruhu ile çalışan tüm insanlarımızla beraber yeniden millet önünde ayağa kalkmak, yeniden uyuyan devi uyandırmak mecburiyetindeyiz. Birtakım popstar figürlerin memlekette 20 yıldır olduğu gibi Türk demokrasisinin kurtarıcısı olarak ortaya sunulmasına, geçmişi de olan, geleceği de olan bir hareket olarak kendimizi fikir ve kadro derinliğimizi milletimizin hizmetine sunmak mecburiyetindeyiz.

 

Bu inançla çıktığımız yolda “doğru yolda olanların görünmez orduları vardır” diyerek yürüdüğümüz bu güzergahta, bugün de milletimizin önündeyiz. Yarın inşallah sokaklarda da olacağız, meydanlarda da olacağız. Milletin karşısında sesini yükseltenlere karşı, milletin sözünü yükseltmek adına var gücümüzle çalışacağımıza inanıyorum.

 

Bu vesileyle bunca zaman bu bayrağı taşıyan tüm değerli dostlarımıza, dava arkadaşlarımıza müteşekkir olduğumu ifade etmek isterim. Değerli milletvekillerimiz var aramızda, değerli il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız var bugün bu salonda. Yürüyüşümüze destek vermek adına buradalar. Şeref verdiler. 

 

“Hayra anahtar şerre kilit olacağız”

 

Önümüzdeki seçimler akabinde, Türkiye'nin yaşayacağı büyük değişim döneminde, geçiş döneminde, ülkenin dengesini kaybetmemesi adına bu birlikteliği ve mücadeleyi daha da ileriye taşıyacağız inşallah. Hayra anahtar şerre kilit olacağız inşallah. 

 

Bu vesilesiyle büyük bir kararlılıkla vazifesini yapan başta il başkanımız Dr. Selçuk Yücesan Beye, onun şahsında tüm yöneticilerimize, tüm ilçe başkanlarımıza, tüm dava arkadaşlarıma bir kez daha şükran duygularımı ifade etmek isterim.”

 

“Yönetemiyorsunuz artık, torun sevin, bizi bize bırakın”

 

Kongrede Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt de bir konuşma yaptı. 

 

Enginyurt, konuşmasının başında Abdurrahim Karakoç’un Ellerin yurdunda çiçek açarken/Bizim ile kar geliyor kardeşim/Bu hududu kimler çizmiş gönlüme/Dar geliyor, dar geliyor kardeşim” dizelerini anımsatan Enginyurt, Demokrat Parti ailesinin de her geçen gün kalabalıklaşarak salonlara dar geldiğini, salonlardan taştığını söyleyerek “Toyumuz, şölenimiz kutlu olsun” dedi. 

 

Milletimizin yaşadığı zorlukları bilerek, çektiği sıkıntıların farkında olarak ve yaratılan korku imparatorluğuna karşı durmak için “Cesaret bulaşıcıdır” diyerek Genel Başkan Gültekin Uysal ile yola çıktıklarını ve hep birlikte ortaya bir mücadele koyduklarını ifade eden Enginyurt, konuşmasında iktidara sert eleştirilerde bulundu, ülke gündemine dair değerlendirmeler yaptı.  

 

“Siz ülkenin başında durdukça batıyoruz”

 

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunan Enginyurt; “Tavsiyem şudur; yönetemiyorsunuz artık, sağlığınız da iyi değil, torun sevin, bizi bize bırakın, bu ülkeyi kendine bırakın. Siz ülkenin başında durdukça batıyoruz. Bunu bir hakaret, bir tehdit olarak görmeyiniz, makul bir eleştiri olarak görünüz.” Diye konuştu.

 

“Kırat’ı şahlandıracağız”

 

Ordu İl Başkanı Dr. Selçuk Yücesan ise Büyükşehir Öğretmen Evi Atatürk Kültür Merkezi Salonu’nda gerçekleştirilen kongrede “75 yıllık bu siyasi geleneğin, Türkiye'yi yıllarca yönetmiş, refaha kavuşturmuş, Türkiye'yi imar etmiş bu siyasi geleneğin, Kırat’ın yeniden, bir kez daha iktidar yolculuğunu yürütmek üzere, Kırat’ı şahlandırmak için arkadaşlarımızla birlikte emek sarf ediyoruz. Allah utandırmasın, yolumuzu açık eylesin. Kongremizin ardından da teşkilatlanma çalışmalarımızı 19 ilçemizin tamamında, hem genelde hem de yerelde iktidar olmak hedefiyle sürdüreceğiz” diye konuştu.

 

 

“Ordu İl Yönetimi”

 

Dr. Selçuk Yücesan başkanlığındaki İl Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu: 

 

İbrahim Yenigün, Kani Özen, Serhat Çelebioğlu, Yüksel Koçak, Atacan Köse, Yasemin Şahin, Köksal Şenyurt, Yüksel Gümüş, Bülent Yılmaz, Sedat Cengiz, Duran Yağcıoğlu, İsmail Kalyoncu, Türkan Kurucu, Osman Köksal. 

 

Disiplin Kurulu: Serdar Şahin, Tuncay Yılmaz, Fatih Çelebi, Orhan Şanlı, Semih Seymen, Deniz Albayrak, Benhur Kul.