Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Karadeniz Gazetesi’ne açıklamalarda bulundu
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Karadeniz Gazetesi’ne açıklamalarda bulundu
5 Ocak 2018 Cuma

“İktidar da muhalefet de bu tansiyonu yükseltmek yerine, ülkeyi düşünmeyi denemelidir”

(DP Basın Merkezi – 03 Ocak 2018) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Karadeniz Gazetesi’ne açıklamalarda bulundu. Ülke meselelerinde ortak bir payda yakalamak gerektiğine vurgu yapan Uysal, “İktidar da muhalefet de bu tansiyonu yükseltmek yerine, ülkeyi düşünmeyi denemelidir” dedi.

 

Genel Başkanımızın Karadeniz Gazetesi’ni ziyaret ederek muhabir Şükran Atalar’a yaptığı açıklamalar şöyle:

 

“Bağırmayı bırakıp ülkeyi düşünsünler!”

 

“Türkiye’nin can alıcı bir gündemi, yüksek gerilim hattında seyreden, çok ciddi meseleleri var. Tabi üzülerek ifade etmek lazım; meşru siyasetin sınırlarının her zamankinden daha fazla belirsizleştiği, karşılıklı şekilde yüksek gerilim hattında olan bir iktidar ve muhalefet var. Sağduyuyu neredeyse kaybettik. Olağanüstü Hal hayatımıza gireli 17 ayı geçmiş 30 tane Kanun Hükmünde Kararname çıkartılmış. KHK’ler anayasa ve hukukla bağdaşmıyor ne yazık ki. İster istemez hepimizi endişeye sevk edecek bir durum bu.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının fonksiyonelliğinin neredeyse sıfıra yaklaştığı; Türkiye’nin aleyhine olan bir durum var burada. 16 Nisan referandumundan itibaren devlet tabir edilirken şahıs temelinde yeni bir algı var. Toplumumuza ‘Allah’ın 21. yüzyılda Türkiye’yi yönetmek üzere görevlendirdiği biri var buna neden itiraz ediyorsunuz?’ gibi bir propaganda uygulanmaya çalışılıyor.

 

“Sorumlusu iktidardır”

 

“Türkiye’de bugün ekonomiden başlanarak her sahada olumsuz değişiklikler yaşandı. Hukuk ve demokrasi, ekonomilerin temel girdisi olarak nitelendirildi. Şunu da görmüyor değiliz; Türkiye bulunduğumuz noktada her türlü operasyona açık hala getirildi. İktidar bunu beka meselesi olarak sundu. Türkiye üzerindeki bu operasyonların sorumlusu iktidar sahipleridir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin duruş değişikliğinden itibaren Türkiye’de milli ve dini bir hamasi iklimle beraber gerçeklerin konuşulabilirliği azaldı. Makbul vatandaşlık diye bir tanımlama yapıldı, bu tanımlamada makbul vatandaşlık kayıtsız şartsız iktidarı desteklemek olarak sayıldı.

 

“İşlemeyen bir demokrasimiz var”

 

Bugün iktidarın müsaade ettiği kadar hukuka, müsaade ettiği kadar demokrasiye; bir hamasi söylemle beraber sunulanları, demokratik duruşumuzla kabul etme şansımız yok. Çünkü işlemeyen bir demokrasimiz var. Kutuplu siyasetle ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni yedeğine almasıyla beraber, Cumhuriyet Halk Partisi’ni de biraz HDP ve PKK’ya yaslayarak hareket ediyorlar. Türkiye’de bu kutuplaşma, bu çatışma diyalektiğinin elbette iktidara kazandırdıkları var. Ama bunun Türkiye’ye bir şey kazandırdığı kanaatinde değilim.

 

“Ortak payda olmalı”

 

İktidarın söylemlerinde kullandığı üslubu kabul etmiyorum. Türkiye’nin meselelerinde bir ortak payda yakalanmalıdır. İktidar da muhalefet de bu tansiyonu yükseltmek yerine, düşünmeyi denemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve ailesi hakkında Man Adası belgelerini çıkarınca iktidar cephesi meseleyi başka bir eksene kaydırdı. Türk halkının da reaksiyonel bir yapısı olmadığı için operasyona müsait hale geldi. Türkiye’nin bazı travmaları var, dolayısıyla bunlardan kaçınmak lazım. Buna karşın iktidarın Türkiye’nin meramlarıyla ilgilendiğini sanmıyorum. Ahbap çavuş ilişkisiyle kapalı kapılar ardında, iktidar çeperinde bir kamp kuruldu ve bu kampta bir maskeli balo oynanıyor.

 

“Hatadan hakikate varılmaz”

 

Türkiye’de şu anda olumsuz bir atmosfer söz konusu. Artı ve eksileri karşılaştırarak baktığımızda, sevdiğim bir söz vardır: ‘Hatadan hakikate gidilmez’. Pek çok yanlıştan doğruyu bulabilme imkanımız yok. Topluma pazarlanan tarafıyla ‘evet oyu verin demokrasi olsun, milli irade olsun, terör bitsin, darbelerle mücadele yapılsın’ denildi referandum için. Ama fiiliyatta nasıl ki ‘bal bal’ demekle ağız tatlanmazsa mevcut iktidarda da bu sorun var. İktidarda suçüstü yakalanmışlık psikolojisi; hatalarını büyük bir başarıymış gibi pazarlamasıyla sonuçlanıyor.

 

“Fındıktaki istikrarsızlığı kabullenmek imkansız”

 

Fındık meselesi Karadeniz’in kendine has, siyasetçilerin diline pelesenk olan bir mesele. Devlet; istikrarlı bir şekilde piyasayı kontrol edebilmek ve fiyat istikrarı sağlamak için çalışmalı. Üreticinin mağdur edilmemesi, Türkiye’nin topyekûn geçim kaynağı olarak fındık konusunda dış ticarete katkı sağlayabilecek üründe bir ağırlık koyamamasını ben kabullenemiyorum şahsen.  Çünkü bunu kabullenmek mümkün değil.

 

Türkiye’de AK Parti iktidarının ardından, tarımda ağacı silkelercesine, üreticilerin hizmet sektörüne kaydığını görüyoruz. Türkiye birçok tarım ürününde ihracatçı iken ithalatçı konumuna geldi. Hem siyasette hem de diğer sektörlerde paydaşlarla sağlıklı bir politika yok ve ahbap çavuş ilişkilerinin kalıcı çözüm olmadığı görülüyor. Bunun da dışında da bir yanlış yaparak bütün dini örgütlenmelerimizi –birkaçı hariç- siyasi ranta ortak ettiler, onları vebale ortak ettiler. Bu durum da sağlıklı bir gidişat değil. 

 

“Berrak bir partiyiz”

 

Bu pencereden eleştirel olarak bakıldığında ise biz Demokrat Parti olarak, doğruya doğru; yanlışa yanlış diyebiliyoruz. Berrak bir partiyiz. Manipülasyonlara  dahil olmamaya gayret ediyoruz. Türkiye’nin son 10 yıllık siyaset tarihi, operasyonlar dönemi olarak nitelendirilebilir. İktidar kendi lehine, istihbaratın kolluğuyla, FETÖ’nün kolluğuyla operasyon yürütüyor. Bu memlekette demokrasinin oksijeni bitmek üzere. Neticede milletimiz de bütün bunlarda iktidarı sorguluyor. Ama devlet bugün bir travma içerisinde. Bu sürecin Türkiye’ye verdiği en büyük zarar, toplumda bir güven kaybının oluşmasıdır. Devlet toplum ilişkileri zarar gördü. Bu güveni yeniden işletecek olan kapsayıcılığı da bünyesinde barındıran bir siyasal parti olma potansiyelindeyiz bizler.”


Kaynak ( DP )