Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İstanbul İl teşkilatımızın düzenlediği iftara katılarak bir konuşma yaptı
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İstanbul İl teşkilatımızın düzenlediği iftara katılarak bir konuşma yaptı
21 Haziran 2017 Çarşamba

“2015 yılındaki seçimlerdeki sloganımız hepimizin hafızasındadır; ‘herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik.’ Türkiye’nin ancak yeni yeni bu noktaya geldiğini görüyoruz”

(DP Basın Merkezi – 19 Haziran 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İstanbul İl teşkilatımızın düzenlediği iftara katılarak bir konuşma yaptı.

 

Uysal yaptığı konuşmada “2015 yılındaki seçimlerdeki sloganımız hepimizin hafızasındadır; ‘herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik’ dediğimiz bir noktada Türkiye’nin ancak yeni yeni bu noktaya geldiğini görüyoruz” dedi.

 

 

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İstanbul teşkilatımızın düzenlediği iftar yemeğinde yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

 

“Tarihin tekerrür ettiği bir ülkeyiz”

 

“Maalesef ders almadığımız için tarihin tekerrür ettiği bir ülkeyiz. Bugün, ana muhalefet partisinin lideri yollara düşmüşse şapkayı önümüze koyarak hepimizin düşünmesi gerekir. Lütfediyoruz ki siz bu yollarda yürüyebiliyorsunuz diyorlar. Demokratik rejimlerin ruhunu anlamayanların, demokrasiye inanmayanların, sonradan iktidar ederek ‘demokrasi değerlerine inandık, gömlek değiştiriyoruz’ diyerek bu noktaya gelenlerin en nihayetinde gelebileceği yer burasıdır. Çünkü demokrasi maalesef bu arkadaşlar için bir muhalefet ideolojisiydi, muhalefetteyken seslendirecekleri bir ilkeydi, demokrasi onlar için konjonktürel bir programdı. Kademe kademe gücü ele geçirdiklerinde ki devleti ele geçiriyoruz diye yürüdükleri yollar en nihayetinde 2010 referandumuyla başta egemenlik sahasını tayin eden kurumlarımız olmak üzere devlet çökertildi, bağışıklık sistemi çöktü ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünü yaşar hale geldik.

 

“Bugün aslında bir anayasal kaos içerisindeyiz”

 

Üzülerek söylüyorum ki artık ortada bir devlet mekanizmamız yok. Bir kurumlar manzumesi olan bir modernleşme perspektifi içerisinde hayatiyetini sürdürebilmek adına mücadelesini verdiğimiz koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir kişinin nefsinde bütün kuvvetleri toplayalım saikiyle yola çıkılarak onun merkezinde toplandı.

 

Bugün aslında bir anayasal kaos içerisindeyiz. Hiçbirimizin mış gibi yapabilme imkanı yok artık. Demokrasinin asgari düzeyde teminatı diyebileceğimiz sandık güvencesinin bile olmadığını yakın zamanda gerçekleşen referandum vesilesiyle gördük. 1946 seçimleri sonrası açık oy gizli tasnif gibi bir durumu bugün mühürsüz oy pusulalarıyla beraber kanunun ve anayasanın amir hükümlerine rağmen bu netice alındı.

 

 

Bu mesele tabii ki burada kalmadı. Her şeye rağmen ülkenin kendi değerlerini yeniden üretmek adına, demokrasinin şuurlu bireylerin rejimi olduğu bilinciyle direnen sizler bizler gibi demokrasiyi ve hukuku bu ülkenin bir ve beraber yaşama şartı olarak gören, adaleti milli güvenlik şemsiyemiz olarak tarif edenler de var çok şükür. 2015 yılındaki seçimlerdeki sloganımız hepimizin hafızasındadır; herkes için adalet, herkes için demokrasi, herkes için zenginlik dediğimiz bir noktada Türkiye’nin yeni yeni bu noktaya geldiğini de görüyoruz.

 

“İktidar bu süreçten kendini tüketerek çıkmıştır”

 

Bugün sadece iktidarıyla tıkanmadı Türkiye. Son referandumla beraber iktidar, milletin aklında vicdanında hayır istikametinde bir karar ortaya çıkmış olmasına fakat YSK eliyle evet çıkartılmış olmasına rağmen kendisini de tüketerek bu süreçten çıkmıştır.

 

İsimlerinin içerisinde ‘adalet’ kavramı var ama ‘adalet arıyorum’ diyenlere acımasızca, neredeyse hakimleri savcıları tahrik edercesine birtakım söz ve davranış içerisindeler.

 

Daha birkaç gün evvel ABD’de ABD başkanına soruşturma açıldı.  Türkiye’de her gün hakim ve savcılara emir verenlerin olduğu “ileri demokrasi” diye tabir edilen bir ülkede bu tür bir soruşturmayı başlatacak namuslu bir vatan evladı var mıdır yok mudur sorusunun cevabını arıyoruz. İşlerine geldiğinde birileri başka ülkelerle emsal teşkil edecek şekilde mukayeseler yapıyor ama işlerine gelmediğinde başka değerlendirmeler yapıyor.

 

“25 Eylül’de Kuzey Irak yönetimi referandum kararı almış ama Türkiye’nin gündeminde bu mesele konuşuluyor mu?”

 

Türkiye’nin yaşadığı, bünyesinde depo ettiği, milli egemenliğimizi, güvenliğimizi derinden etkileyecek pek çok tarihi meydan okumaları da zaten yaşayarak geldik, şimdi daha fazlasıyla karşı karşıyayız. 25 Eylül’de Kuzey Irak yönetimi referandum kararı almış ama Türkiye’nin gündeminde bu mesele konuşuluyor mu? Ne Cumhurbaşkanı ne iktidar düzeyinde sadece yasak savma kabilinden ‘sorumsuz bir teşebbüs’ gibi bir cümle kuruldu, arkasından Dışişleri Bakanlığı’nın bir beyanı oldu sayın Cumhurbaşkanı’nın bir kez beyanı oldu ama Türkiye’nin gündeminde maalesef 2003-2004 yılların çok net hatırlıyorum; kırmızı çizgimizdir diyerek neredeyse savaş sebebi sayacak bu iktidarın kademe kademe arka kanallardan ahbap çavuş ilişkileriyle ticari ilişkilerin merkezinde yürüttükleri dış politikanın getirdikleri noktada burada bir devletin uluslararası şemsiyenin altında kabul görecek bir şekilde kurulmasına neredeyse bizim yönetenlerimiz de bugün zımnen kabul gösterircesine tavırlar içerisinde.

 

Diğer tarafta Türkiye’nin müttefiki olmuş, 1945 sonrası özellikle Türkiye’nin batıyla ilişkilerinin en temel müttefiklerinden birisi olan ABD, gözümüzün içine baka baka PKK uzantısı PYD örgütüne Rakka operasyonu çerçevesinde silah vereceğini ifade etti. Cumhurbaşkanının ziyareti olmasına rağmen bu sözleri önce beyan ettiler sonra da yüzlerine söylediler.

 

 

3 milyonun üzerinde bir mültecinin bugün yapılan kimi değerlendirmelere göre 2/3’ünün kalıcı olacağı gibi bir öngörü varken, onlara vatandaşlık verileceği yönünde de beyanlar oluyor. Güney sınırımızdan itibaren Türkiye’nin bu manada kendi gücünü, kendi kudret kapasitesine uygun bir dış siyaseti benimsemediği için, sabah akşam tavır değiştirdiği için Türkiye ölümlerden ölüm beğenme mecburiyetinde bırakılıyor.

 

“Ülkede bir birlik siyasetine ihtiyacımız var”

 

Ülkede bir birlik siyasetine ihtiyacımız var. Bu birlik siyasetini ortaya koymamızın yolu da demokratik teamüllerin, demokratik tavır alanlarının en geniş manada paylaşılabileceği bir zemini var etmekten geçer. Siyasi rekabeti bir yana bırakarak bu noktaya niçin geldik sorusunu sormamız gerekirken OHAL ortamını kendisi için bir enstrümana, avantaja, fırsata dönüştürmek adına iktidarın; muhalif düşünceleri, muhalif gördüğü örgütlenmeleri tasfiye etmek adına, muhalefeti kriminalize ederek, siyasetin alanını daraltarak neredeyse muhalefet etmeyi fiilen yasak hale getirdiklerini de görüyoruz.

 

Elbette Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu teşebbüsünün riskler barındırıyor. Bununla beraber TBMM zemininde maalesef atama demokrasi diyebileceğimiz bir modelde milli iradenin toplum meselelerinin öncelikli olarak oraya yansımadığı noktada, siyasetin tıkandığı noktada isteseniz de istemeseniz de temsili demokratik kurumların ötesine taşar, toplumsal muhalefetle buluşur, sokakta da kendi beklentilerine cevap üretebilmek adına bir mücadeleye dönüşür. Hükümet edenlerin bu gerçeği kendileri adına değerlendirdiğini biliyoruz ama ülke adına bir sorumlulukta değerlendirme mecburiyetleri vardır.” 


Kaynak ( DP )