Genel Başkanımız, Eskişehir İl teşkilatımızın düzenlediği iftar programına katıldı
False
Genel Başkanımız, Eskişehir İl teşkilatımızın düzenlediği iftar programına katıldı
19 Haziran 2017 Pazartesi

“Cumhuriyet rejimi bir lütuf rejimi değildir. Lütuf alan, lütuf veren rejimi değildir. Cumhuriyet rejimi, kimliğine, kişiliğine, geçmişine bakmaksızın herkesin hak ve ödevlere sahip olduğu bir rejimin adıdır”

(DP Basın Merkezi -18 Haziran 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Eskişehir İl teşkilatımızın düzenlediği iftar programına katılarak bir konuşma yaptı. 

 

İftar programında Genel Başkanımız Gültekin Uysal’a Genel Başkan Yardımcılarımızdan; eski bakanımız Muhammet Kelleci, Arslan Salman, Fevzi Yalçın ve Şadan Turhan’ın yanı sıra Eskişehir teşkilatımız, partililerimiz ile CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Devlet eski bakanlarından İbrahim Yaşar Dedelek de eşlik etti. 
 
İftar yemeği sonrasında konuşan Gültekin Uysal, Meclis zemininin işlememesi halinde siyasetin Meclis dışına, sokağa taşacağını söyledi.

 

Uysal, iftar programında yaptığı konuşmada şöyle devam etti:

 

“Cumhuriyet rejimi lütuf rejimi değildir”

 

“Bugün özellikle Ana Muhalefet lideri olarak CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun  ‘Adalet arıyorum’ diyerek yolla düşmüş ise bu ülkede iktidarın demokrasinin bir sorumluluk rejimi olduğu bilinci içerisinde şapkasını önüne koyarak düşünmesi gereken gündeyiz. Ama bu sorumluluğu taşımayanların sıklıkla ifade ettikleri gibi ‘Kenarı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu gelirde ilahi adalet Ömer’den sorar’ diyenlerin bugün kendilerinde hiçbir sorumluk duymaksızın, başkalarına sorumluluğu, husumeti yönlendirerek bu sürecin içerisinden çıkabileceği kanaati içerisindeler.

 

 

Çıkmış AKP Genel Başkanı Erdoğan diyor ki ‘Bu yollarda yürümeniz iktidar partisinin bir lütfudur.’ Ben de Eskişehir’imizde açık yüreklilikle söylüyorum; Cumhuriyet rejimi bir lütuf rejimi değildir. Lütuf alan, lütuf veren rejimi değildir. Cumhuriyet rejimi, kimliğine, kişiliğine, geçmişine bakmaksızın herkesin hak ve ödevlere sahip olduğu bir rejimin adıdır.

 

Demokrasiyi konjonktüre bir program olarak anlayanların, bir muhalefet ideolojisi olarak benimseyenlerin, demokrasiyi sonradan keşfetmiş, mühdedi demokratların geleceği yer lütuf olarak görme noktasıdır. Siyaset içerisinde eğer demokratik teamüller işlemiyorsa, Meclis zemini işlemiyorsa, Meclis zeminindeki siyaset Meclis dışına taşar, sokaklarda toplumsal muhalefetle birleşir ve orada kendini ifade etmek mecburiyetinde kalır. Gönlümüz ister ki temsili demokrasi içerisinde bu talepler karşılık bulsun.

 

Muhalefet etmeyi yasaklı hale getirme

 

Bugün hukuk rejimimizin ne hale geldiğini, hukuk rejimi içerisinde nefes alıp veren hakimler ve yargıçlar kendileri itiraf eder haldedir. 2010 referandumuyla devleti ele geçireceğiz diyerek yola çıkanların deyim yerindeyse Türk Silahlı Kuvvetleri’nden istihbarat organlarına, adalet mekanizmasına, kolluk kuvvetleri başta olmak üzere devletin bağışıklık sistemini elbirliği çökerttiler ve 15 Temmuz’u yaşadık. 15 Temmuz, 10 yıllık AKP ve FETÖ terör örgütünün gayri resmi birlikteliğinin, gayri meşru sonucu olarak yaşanmış bir FETÖ darbesidir. İktidar sahipleri kendi sorumluluklarını, suç ortaklıklarını perdelemek adına, olağanüstü hal enstrümanlarıyla fırsata dönüştürerek muhalif unsurları tasfiye etmek, muhalefeti marjinalize etmek, muhalefeti en nihayetinde kriminalize ederek deyim yerindeyse fiilen muhalefet etmeyi yasaklı hale getirme yolunda ilerlemektedir.

 

Bu noktada demokrasiye inanmış, cumhuriyete inanmış bu ülkenin vatandaşları olarak her birimizin sorumluluğu olarak; nefes alamaz hale getirildiğimiz demokrasinin ve hukukun asgari şartlarının bile bugün olmadığı bir dönemde açık yüreklilikle demokratik rejim için oksijenin bittiği gerçeğini haykırmak, haykırmak, haykırmak mecburiyetindeyiz.”


Kaynak ( DP )