Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Bursa İl Başkanlığımızda gazetecilere açıklamalarda bulundu
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Bursa İl Başkanlığımızda gazetecilere açıklamalarda bulundu
12 Haziran 2017 Pazartesi

"Başta Türkiye olmak üzere, İran, Suudi Arabistan ve Mısır; bu bölgeye ne kadar az silah girerse bölgede yaşayan tüm unsurların, milletlerin, devletlerin o kadar lehine olduğu gerçeğini idrak etmek mecburiyetinde"

(DP Basın Merkezi – 10 Haziran 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Bursa İl Başkanlığımızda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Uysal, "Başta Türkiye olmak üzere, İran, Suudi Arabistan ve Mısır; bu bölgeye ne kadar az silah girerse bölgede yaşayan tüm unsurların, milletlerin, devletlerin o kadar lehine olduğu gerçeğini idrak etmek mecburiyetinde" dedi.

 

Bursa programı çerçevesinde AS TV ve Olay TV’yi de ziyaret eden Genel Başkanımız, Kültürpark Göl Kafe’de iftara katıldı. Ertesi gün Bursa programına devam eden Uysal, çeşitli cami ve türbeleri ziyaret ederek bölge esnafıyla da bir araya geldi.

 

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, iftar programı dolaysıyla gittiği Bursa’da İl Başkanlığımızı ziyaret ederek düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

 

Bir gazetecinin "Katar ile ilgili gelişmeler, ekonomik ve siyasal olarak Türkiye'ye nasıl yansıyacak" sorusuna Uysal, "Bunun mahiyetini hep beraber anlamaya çalışıyoruz. Çok planlı bir sürecin, bölgenin yeniden şiddet sarmalı içine düşürülüp birtakım dayatmalarla götürülme mecburiyetinde bırakıldığını izliyoruz." cevabını verdi.

 

Uysal, Türkiye ile Katar arasında 440 milyon dolarlık bir dış ticaret hacmi olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

 

"Katar'ın Türkiye'de yaklaşık 20 milyar dolara tekabül edecek bir yatırımı var. Bu veriler, Türkiye'den daha ziyade hükümet sahiplerinin ahbap çavuş düzeni içinde Katar ile bir ilişkisi olduğunu tespit etmekte, önümüze ciddi bir somut delil koymakta. Başta Türkiye olmak üzere, İran, Suudi Arabistan ve Mısır; bu bölgeye ne kadar az silah girerse bölgede yaşayan tüm unsurların, milletlerin, devletlerin o kadar lehine olduğu gerçeğini idrak etmek mecburiyetinde. Bu manada Katar meselesi, bir tarafta El-Cezire, diğer tarafta Hamas'ın, İhvan-ı Müslimin'in desteklenmesi, öbür tarafta bütün Ortadoğu'da milletlerinin, tabanlarının, toplumlarının taleplerini karşılamakta yetersiz kalmış bu krallık ve şeyhlik rejimlerinin toplumda birikmiş enerjisinin ortaya çıkmasına vesile olan bir basın hüviyeti. Özellikle doğalgaz piyasasında Katar'ın önemli bir hakimiyeti var. Bütün bunlarla değerlendirdiğimizde, işin arka boyutunda Birleşik Devletler ile Birleşik Krallık'ın çekişmesi olduğu gerçeğini de görebiliyoruz."

 

"Türkiye, gerekli diplomatik ilişkileri sürdürmeli"

 

Uysal, Türkiye'nin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu ile ilgili tasavvurlarını güncellemesi gerektiğinin altını çizerek, "Türkiye'nin kendi öncelikleriyle hem siyasi hem insani hem iktisadi olarak ama bölgenin huzur ve refahını, demokrasi ve adaletini merkeze alan bir perspektifle yeniden dış politikasını tazelemesi gerekir. Bu Katar krizinin, Türkiye'nin bütün siyasi paydaşlarla bir milli mutabakat zemininde bölgeye bakışını tazelemesine vesile olmasını ümit ediyorum." ifadelerini kullandı.

 

Katar'daki iç çatışmaların olumlu yönde seyretmesi için Türkiye'nin gerekli müdahaleleri ve diplomatik ilişkileri sürdürmesinde fayda olduğunu vurgulayan Uysal, şu değerlendirmeyi yaptı:

 

"Türkiye'nin yurt dışında 2 onaylanan anlaşmayla birlikte askeri üssü bulunmakta. Bir tanesi de Katar'da. Geçmişte küresel ekonomistlerin söylediği gibi, 'Türkiye'nin ihraç edecek tek malı, silahlı kuvvetleridir' tabirini deyim yerindeyse perçinlercesine, bugün TSK'nın belirli sayıdaki gücünün Katar'a yönlendirilerek, o bölgenin, orada yaşayanların Türkiye'ye akışı sağlanmış, bu sermayenin karşılığında neredeyse güvenliğini sağlama mecburiyetinde bırakılma riskini de görmek mecburiyetindeyiz.

 

Elbette Türkiye'nin kendi kudret kapasitesine uygun, orta ölçekli bir büyük güç olarak bölgede sağlıklı ilişkileri, herkesi kucaklayacak bir anlayışla yeniden kendi siyasetini ete, kemiğe büründürme mecburiyeti vardır.

 

Bu hadiselerin ortasında Türkiye, bölgeden olumlu bir şekilde ayrışmak yerine bu yalnız siyasetiyle beraber depremin merkez üssüne doğru yol almak mecburiyetinde kalabilir. Bunun sonucu olarak Türkiye'ye bir büyük milli güvenlik açığı, binlerce can kaybına yol açabilecek bir risk, onlarca milyar dolar kaybetmiş Türk ekonomisi ve geleceğe dair milli güvenlik endişelerinin derinden depreşeceği portresi kalır."


Kaynak ( DP )