Mersin’de HAYIR’lı buluşma
False
Mersin’de HAYIR’lı buluşma
21 Mart 2017 Salı

(DP Basın Merkezi – 15 Mart 2017) Mersin İl Teşkilatımız, referandum çalışmaları kapsamında İl Başkanlığımızda “Neden HAYIR diyoruz” başlıklı bir toplantı düzenledi.

 

Genel Başkan Yardımcımız Osman Varol’un da katıldığı toplantıda Mersin İl Başkanımız Tural Kadızade, Demokrat Parti Mersin Teşkilatımızla,  Eski Kültür Bakanı ve CHP Genel Başkanı Başdanışmanı Mustafa İstemihan Talay ile ve diğer muhalefet partilerinin teşkilatlarıyla bir araya geldi.

 

Mersin İl Başkanlığımızda düzenlenen “Neden HAYIR Diyoruz” Toplantısında konuşma yapan İl Başkanımız Tural Kazdızade; “Kürşat’ın cesaretini, Ömer’in adaletini, Ali’nin hamiyetini, Alpaslan’ın kabiliyetini, Hamid’in dirayetini ve Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyetini istiyoruz” dedi.

 

 

Gazeteci Yazar Beyhan Balaban’ın takip edip yayınladığı haberine göre; Genel Başkan Yardımcımız Osman Varol; burada yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

 

VAROL: “Bir kişinin boyunduruğunda bir siyasi anlayışa ve yaratacağı dikta rejimine karşıyız”

 

“Biz başkanlığa karşı değiliz, başkanlık sistemi ülkemizin ve milletimizin dünyadaki diğer ülkelerle ve geleceğe yönelik yarışta bize uygun hazırlanabilir, milletimizin önüne konabilir. Fakat böyle bir anlayışla değil, tamamen tek adama bağlı, kendi siyasi geleceğini ve arzularını hesaplayarak hazırlanmış bir planı milletimizin önüne koyup adına “demokrasi ” diyecek kadar gülünç bir anlayış hâkim olmuştur.

 

Biz böylesine bir kişinin boyunduruğunda bir siyasi anlayışa ve yaratacağı dikta rejimine karşıyız. Demokrasi bu değildir.  Yetkiyi; bir kişinin şahsi hırsları ile memleketi getireceği yer ayan beyan ortada olan, bir kişinin iki dudağı arasına ve onun rızasına bırakıp, üstelik rızkımızı da ona emanet edemeyiz.

      

İsrail mezalimi noktasında, Mavi Marmara hadisesinin siyasi söylem haline getirilip mağduriyetleri muzafferiyetleri için kullandıklarını, sonrasında “one minute” diyerek restleştikleri İsrail’in bir dakika ara vermediği zulmüne ses çıkarmadıklarını, kendi müsaadeleri ile yola çıktığını söyledikleri Mavi Marmara için, “bana mı sordular?” dediklerini izledik. Hatta tazminat anlaşması yaparak 9 vatandaşımızı öldüren İsrail’i soruşturmadan, kovuşturmadan vazgeçtiklerini, yaptıkları antlaşmada “bu antlaşma Ankara ve Kudüs arasında aktedilmiştir” ibaresi altına imza atarak, 3 dinin kutsal şehri Kudüs’teki İsrail idealini onayladıklarını gördük.

 

Yapmayın dedik, barış karşıtı ilan edildik, düşman bellendik. Biz inandıklarımızı söyledik, imanımızın gereğini yaptık, onlar ikballerinin peşine düştüler.

      

Memleketin her köşesi suç mahalli haline geldi. Kaygılarımız değişti, korkularımız derinleşti. Çocuklarını özlediği için arayan anne-babalar, artık “başına bir şey gelmedi inşallah” korkusuyla arıyorlar.

 

 

Sokakta yanımızdan geçen, elinde, sırtında çantası olan bir kimseden kuşku duyar olduk. Her gün bir bombanın patladığı, her sabah acaba diyerek, aman diyerek haberlere baktığımız bir ülke haline geldik.

 

Kendilerini milat kabul eden, eğitimden sağlığa, dış politikadan teröre her mecrada çuvallayan bir iktidarla muhatabız.

 

İktidara sorarsanız üst akıl, bize sorarsanız akılsızlık, akıldan yoksun, mezhepçi ve çıkara dayalı bir dış politika yüzünden çatışma ortamına adım adım sürüklendik. Her sorunun arkasında bir “üst akıl” arayan, “lobi” arayan, ancak ne hikmetse hiçbir sorunda mesuliyeti bulunmayan bir iktidarla 15 yıldır idare ediliyoruz. 

 

Gittikçe terör ülkesi haline geldik, soyguncuların olta attığı, tecavüzlerin, her türlü yüz kızartıcı suçların işlendiği bir ülke olduk. Katliamlar, bombalar vb. acı günler bitmedi bitmiyor. İşte bu yüzden HAYIR diyoruz.

      

Tek adamlık, tek saltanat, demek ki ülkeyi bu hale getiriyormuş. Biz demokrasi istiyoruz. Her insanın, her siyasi partinin, her kurumun rahatça fikirlerini söyleyebileceği, yanlışları sorgulayabileceği bir devlet işleyişine hasret kaldık.

 

İnşallah 17 Nisan sabahı hasret kaldığımız siyasi süreçleri ve politikaları yeniden hayata geçirecek ve yeni bir koalisyon hükümeti ile tüm yanlışları düzeltecek, milletimize refahı getireceğiz.

 

16 Nisan’da tüm çevremizi sandığa götürelim, vatan borcumuzu ödeyelim ve kötü günlerden, kötü yarınlardan arınalım.”

 

Düzenlediği toplantıda konuşan Mersin İl Başkanımız Tural Kadızade ise şunları aktardı:

 

KADIZADE: “Temel sağlık hizmetleri yürümüyor”

 

“Gelişmekte olan ülkeler statüsünde gün geçtikçe geriliyoruz. Artık hiçbir alanda gelişme gösteremiyoruz. Temel sağlık hizmetleri yürümüyor. Sağlıkta devrim derken birçok ilkeyi hiçe saydıkları gibi, sosyal devlet ilkesini de hiçe sayarak sağlığı satıyorlar. Vatandaş her şeyden habersiz. Tahsilatı eczaneler yaptığı için özel sektörü sorumlu tutan vatandaş; gerçeği görmüyor, bilmiyor. Hastalar muayene kuyruğunda, ilaç kuyruğunu eczanelere yüklediler, kesilen farkları vatandaş görmüyor.

 

İngiltere merkezli bir sağlık araştırma merkezi dergisinin 188 ülkeyi değerlendirdiği raporda; Türkiye 103. sırada. Rapora göre çocuk ölümlerinin önüne geçilmesinde ilerleme kaydedilirken, yoksulluğun tetiklendiği sağlık sorunlarında ve aşırı alkol tüketimi ile obezite ve eşler arasında şiddette yükseliş var. Türk toplumunun gün geçtikçe sağlığı bozuluyor. Kavgacı, tahammül gücünü kaybetmiş bir toplum haline getiriliyoruz.

      

“Bilim adamlarımız suçsuz günahsız yere görevlerinden alınıyor”

 

Türkiye eğitimde de sınıfta kaldı. 2016 raporuna göre ülkemiz 12 yıl önceki sonuçların bile altına geriledi. 70 ülke arasında Fen Bilimlerinde 52’inci, Matematikte 49’uncu, Okumada 50’nci olduk. “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor, cahil kesimin ferasetine güveniyorum” diyen bir Zat; YÖK Denetleme Kuruluna atanıyor, buna karşın seçilmiş rektörler atanamıyor. Atanamadıkları gibi bir de rektörler, akademisyenler, bilim adamlarımız suçsuz günahsız yere görevlerinden alınıyor.

 

“Çocuk gelin gerçeğinde de durum vahim”

    

Türkiye’de her 4 saatte 1 tecavüz veya tecavüze kalkışma suçu işleniyor. 25 bin çocuğun cinsel şiddetle karşı karşıya kaldığı, yılda ortalama 7 bin çocuğun cinsel istismara uğradığı tespit edildi. İktidarın yakın zamanda af getirmeye gayret ettiği ve tepkiler üzerine tasarıda değişikliğe gittiği, çocuk gelin gerçeğinde de durum oldukça vahim. TÜİK’in 2015 verilerine göre 2015’te toplam 602 bin 982 resmi evlilikten 31 bin 337’sinde 16-17 yaşındaki kız çocukları gelin oldu. Bu sayı toplam evliliklerin yüzde 5,3’üne denk geliyor. Ayrıca resmiyete girmeyen, Nüfus İdaresine bildirilmeyen çocuk evlilikleri TÜİK kayıtlarına geçmiyor.

 

“Çocuklarımızın ömrünü çürütüyor, geleceklerini çalıyorlar”

 

Türkiye’de adli tıpa her ay 650 çocuk istismarı vakası kaydediliyor. 2014’te açılan dava sayısı 40 bin 266’dır. Çocuklarımızın ömrünü çürütüyor, geleceklerini çalıyorlar. Acıyarak, üzülerek kahrederek belirtmek isterim ki; bu gidişle çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakamayacağız.

 

 

Bu sonuçlar, veriler gösteriyor ki, bizi bitirmeye ant içilmiş. Türk Gençliğinin geleceği, tarihimiz, kültürümüz, yetişme tarzımız, toplumsal yaşama anlayışımız tahrip ediliyor. Bizi ve tarihimizi yok etmeye, her alanda değiştirmeye çalışıyorlar. Biz Atatürk’ün Cumhuriyetini istiyoruz. İlelebet var olmak istiyoruz, HAYIR diyoruz.

 

Konuşmanın sonrasında Mersin İl Başkan Vekilimiz Özlem Kafadar, “Neden HAYIR diyoruz” çalışmasını şöyle maddeledi:

 

“İktidarın başkanlık teklifine neden HAYIR diyoruz?”

 

“Dün siyasi ve ekonomik rant bağlamında devleti FETÖ’ye teslim eden, bugün de ikame birtakım yapılarla birlikte yürüyerek devletin bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olan iktidarın başkanlık teklifine HAYIR diyoruz.

 

15 yıldır Gana Hükümeti iktidardaymış gibi davranıyorlar. İşsizliği, terörü, bugünkü husumet ortamını başkalarına yüklemeye gayret ediyorlar.

 

Maalesef 15 Temmuz’un arkasına “kandırıldık” diyerek sıyrıldıkları, darbenin arkasına saklanarak, hedefledikleri ne varsa yapmaya çalışan, yıllardır hayalini kurdukları ne varsa OHAL ve KHK imkânlarıyla yapan, terörist yaftası ile muhalefeti esaret altına almaya kalkan iktidarı gördük.

 

Son 3-4 yılda terör örgütü üyelerine kapitülasyonların, her alanda imtiyazların tanındığı bir dönem gördük. Yıllardır unuttuğumuz, belleklerimizden ve mümkün olsa lügatlerden silmek istediğimiz birçok kavramla yeniden tanıştık. Ömrü hayatında bu kavramları duymamış, duysa dahi bu kavramların sonucuna maruz kalmamış bir genç neslin de bu kavramlarla acı bir şekilde tanıştığını gördük.

 

“Türk siyasetinin seyri değişti”

 

Bu durum Türk Siyasetinin seyrini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hedeflerini, klişe bir tabirle eksenini, hayallerini ve temel meselelerini değiştirdi.

 

İktidarın propaganda araçlarını kullanabilmek gayesi ile yıllarca “beraber yürüdüğü”, devletin tüm kurumlarını ve hatta en mahrem alan ve bilgilerini açtığı, din tüccarlığı yaparak palazlanan, dün iktidarın vuslatını, bugün iadesini bekleyen bir zatın liderliğini yaptığı terör örgütünün ve bu örgüte sağlanan imtiyazların memleketi getirdiği nokta hepimizin malumudur.

 

 

Devletin kurumlarında, cemaat olduğu düşünülen dönemde bu yapıya intisap etmiş olmanın bu yapı ile irtibatlı, iltisaklı olmanın temel referans sayıldığı, hatta ve hatta bu yapı ile bu gibi ilişkide bulunmayanların devlet kurumlarında ne tür bir liyakate sahip olursa olsun yer bulamadığı bir 15 yıl yaşadık.

 

Meclis kürsüsünden, hasret sözcüklerinin söylendiğini, bugün terör örgütü liderliği kanıtlanmış olan F.Gülen’i övenleri, Türk tarihinde birçok şahsiyetin mazhar olmadığı bir iltimasa eriştiren örgüt liderinin iktidarını gördük.

 

Darbe girişiminden haberdar olmaması söz konusu olmayacak bürokratları ve bu bürokratlardan hesap sorulmadığını gördük.

 

Her yere büyük bir ustalıkla sızan, takiyede zirve yapan ancak ne hikmetse bu hale gelmelerine vesile olan iktidar partisine sızmış olmalarının imkânsız olduğunu söyleyen, söylendiğine kendilerinin dahi inanmadığı ayan beyan ortada olan siyasiler gördük.

 

Bu terör örgütüne devletin imkânlarını seferber eden, atamalarda bizzat imzası bulunan, ancak hesap sorulmayan ve taşrada sadece bu yapının bankasından kredi çektiği için mesleğinden, işinden, aşından, itibarından edilen insanlar gördük.

 

Öyle bir hale getirdiler ki memleketi, kendisine huzur vermeyen kaynanasına “seni Fetö’cü diye ihbar ederim” diyen damatları, imzasız ihbar mektubu ile rakibini alt etmeye çalışan alçakları ve buna riayet eden hükümeti gördük.

      

Dün söylediklerini bugün inkâr eden, ilkelerinden, ülkülerinden, şahsi ikballeri için vazgeçen muhalefet liderlerini de gördük.

 

Anayasa değişikliği diye lanse edilen ancak bir tek kişinin yetkilerini düzenleyen bir değişikliğin, halk oylamasına sunulmasını görüyoruz. 18 maddede yapılan, ancak verilen yetkilerle “tek kişilik bir devlet teşekkül eden” bu değişikliğin risklerini de görüyoruz.

 

Görünürde üniter devlete dokunmayan ancak verilen yetkilerle, yetki verilen kişinin 15 yıllık icraatları da düşünülünce bizleri kaygıya sokan bu değişikliğe HAYIR diyoruz.

 

Üretimi öldürüp son 7 yıldır sıcak para olarak tabir ettiğimiz eş dost ilişkisiyle Körfez üzerinden uçaklarla getirilen nakit ile sonrasında vatandaşın yastığının altındaki altına, bugün de dövizine meyil eden, ancak İsviçre bankalarındaki hesaplarını, şahsi servetlerini hesaba katmayan bir iktidara ve iktidar yandaşlarının servetini artırmasına dur demek için HAYIR diyoruz.

 

Lobi avına çıkan bir iktidarın 14 yılda her türlü imkâna rağmen hiçbir şeyi düzeltemediğine tanık olduğumuz için HAYIR diyoruz.

      

Bugünkü sistemin sorun yarattığını söyledikleri halde, sorunun sistem tarafından değil, kişiler tarafından ortaya çıkarıldığını bildiğimiz için HAYIR diyoruz.

      

Sahte siyasetçilerin ifade hürriyeti derken, fikri esaret altına almak isteyen bu iktidarın yasama, yürütme ve yargıda tam hâkimiyet sağlamak amacıyla geliştirdiği bu suni gündem ürünü değişiklik teklifinin hürriyetçi fikre zarar vereceğini bildiğimiz için HAYIR diyoruz.

      

Memleket teknik olarak “orta gelir tuzağı” denen düşük kişi başı gelire hapsolmuşken, yurt dışından aldığımız ürün, yani ithalat artmış, ürettiğimiz ihraç ettiğimiz ürün azalmışken ve bizler devletin resmi kurumlarında bir kalem oynatması ile hesapların değiştiğini, iyimserleştiğini görürken neleri konuşmak zorunda kalıyoruz.

      

Milliyetçiliği ayaklar altına alıp Türk Milliyetçilerinden oy alamayacağını düşünerek “çözüm süreci” adı altında oy toplama kampanyası yürüten, Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda oy alıp hâkimiyeti terör örgütüne veren, terör örgütüyle bir gün kavga edip bir gün barışan bir kişiye ülke güvenliğini emanet etmekten bahsediyoruz, bu yüzden HAYIR diyoruz.

      

Ortadoğu hülyası için Suriye’de gencecik fidanları ateşe atan, bugün “insanlık için kampanya” düzenleyen, ancak yanarken Halep’e, Ceraplus’a, El Bab’a benzin döken bir anlayışa savaş ilan etme yetkisi vermekten ve yurtlarında yaşamalarına imkân verilemeyen gençlerimize 18 yaşında vekillik imkânı vermekten bahsediyoruz, bu yüzden HAYIR diyoruz.”

 

Neden HAYIR diyoruz başlıklı toplantıya katılarak bir konuşma yapan Eski Kültür Bakanı ve CHP Genel Başkanı Başdanışmanı Mustafa İstemihan Talay ise şunları kaydetti:

 

TALAY: “Dış siyasetimiz ayaklar altına alınmıştır”

 

“Suriye’den gelen 4 milyon mülteci ile baş başa kaldık. Tüm sıkıntıları, sorunları milletimiz çekiyor. Gün geçtikçe suç örgütleri çoğalıyor, hırsızlık, tecavüz olayları, mafya ve terör çeteleri her geçen gün artıyor. Bunların hepsi ileride milletimizin başına daha büyük dertler açacak.

 

Her tarafımız savaş alanı gibi oldu. Üstelik sanki bunlara yol açan bir yanlış siyasi gidişat yokmuş gibi, Avrupa’nın kendine göre aldığı tedbirleri eleştirecek kadar milleti bilgisizmiş gibi görerek anlatan iktidar, çıkmaz yola girerek tüm dünya ülkelerine saldırmaktadır. Dış siyasetimiz ayaklar altına alınmıştır.

 

 

İktidarın da, milletimizin de tek çıkış yolu; 16 Nisan’da sandıktan çıkacak HAYIR tercihine bağlıdır. Eğer HAYIR çıkmazsa; ileride bütün bu tehlikelere taban bulmuş yanlış uygulamalar ve sonuçları; milletimizi mafyanın, terörün, cehaletin içine alıp tamamen yok edecektir. Allah korusun bu gidişata dur diyemezsek, bir sabah kalktığımızda kendimizi savaşın içinde bulacağız.

      

PKK’yı Kürtlerin temsilcisi gibi gören, anlatan bir siyasi uygulama önümüzdeki günlerde ve yıllarda milletimizi bölünmelere, çatışmalara, teröre iten bir anlayıştır. Özellikle yapılmaktadır.

 

Bizi biz yapan birlik ve bütünlüğümüzü bozmak isteyenler; biliniz ki bizlerin hayrına çalışmıyorlar. Yüzyıllardır ne zaman ırklar, dinler, mezhepler, diller ayrışması yaratılmışsa hep bölünme gerçekleşmiştir, devletler yıkılmıştır.

 

Varlığımızı korumak ve tam bağımsız Türkiye olabilmek için; bütünlüğümüzü bozarak yok etmeye çalışanlara 16 Nisan’da HAYIR diyeceğiz.

      

“Canımız ve hürriyetimiz tehdit altında”

      

Bizler 1999 Koalisyon Hükümeti olarak terörü bitirmiştik. Amaçlarına ulaşmak, tek parti, tek adam olmak için, Cumhuriyetin temelini yok etme arzuları terörü yeniden alevlendirdi.

 

Önce Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, bürokrasiyi, kurumları, siyaseti, her alanı basitleştirdiler. İşleyen rejimin fiili olarak içini boşaltıp, işlemez hale getirdiler, iki dudağın esaretini teslim ettiler.

      

Devlet Bahçeli; kendince bir destekle değişiklik yapmak istiyordu. Amacı bazı bölgelerde CHP’yi destekleyen ülkücüleri ihraç etmek, ülkücü camianın damarlarını kırıp, yumuşatıp, iktidara peşkeş çekmek, MHP’nin siyasi politikasını Türkçülükten arındırarak iktidara teslim olup, yardım etmekti.

 

Amacı sadece iki büyük partinin hüküm süreceği bu sistemin planında ikinci büyük parti olarak kendi anlayışını hâkim kılmak, CHP’lileri OHAL’le her türlü baskıya, tutuklamalara vb. karşı karşıya bırakmaktır. Karşılığında Türklük ve İslam sentezini partiye aşılamaktır. Bu konu çok önemlidir.

 

CHP ve Sol anlayışı tamamen yok sayıp, ileride çatışmalara yol açacak bu zihniyet, vatanseverlik değildir. MHP’nin Türkçülük damarını kesmek, dini kullanarak dini bir siyasi olguya teslim etmek; etnik adımız olan Türklüğü yok etmek demektir; İslam Devleti adı altında Araplaşmak demektir. Anadolu’yu, Rumeli’yi geçmişinden, özünden koparmak demektir. Böyle milliyetçilik olmaz.

 

CHP ve MHP Türkiye’nin iki köklü partisidir. CHP ve MHP ilkeleriyle yaşadıkça Anadolu Halkı çeşitliliğiyle yaşayacaktır, tarihimiz yaşayacaktır. Biz bizler olduğumuz için zenginiz. Bizlerden birini koparırsanız, biz olamayız.

 

“Milletimizin aklıyla alay edilmektedir”

 

18 Maddelik Başkanlık Sistemine geçişle hazırlanmış bu Anayasa Taslağı tamamen bir plandır.

      

Maddelerin tamamı gülünçtür. Milletimizin aklıyla alay edilmektedir. Tek adamın ve planının bir göstergesi olan bu taslağa milletimizin öfkesi her geçen artıyor. Bu öfke sandığa HAYIRLI yansıyacak. Ben inanıyorum; en az yüzde 56 HAYIR tercihi yurt genelinde sandıktan çıkacak ve refahı yeniden göreceğiz.

      

Kim ne yaparsa kendine yapar. Milletin elini istedi, milletimiz elini uzattı, verdi. Kolunu istedi, milletimiz kolunu verdi. Milletin gövdesini istedi millet gövdesini ortaya koydu, desteğini verdi. Şimdi canımıza, malımıza göz dikmiş.

 

Milletinin yemeyip içmeden biriktirdiği, çoluk çocuğunun geleceği için bir kenara, yastık altına attığı altınlara, paraya, dolarlara bile muhtaç olmuş bir lider var. Ve bu lider diyor ki, “yetmedi tüm yetkileri bana verin, canım istediğinde her şeyinize el koyacağım”.

 

Vatandaşın sorgulama hakkı yok, basının sorma hakkı yok, muhalefetin yargıya bildirdikleri konuları çözme hakkı yok. Daha şimdiden hiçbir sıkıntımızı çözemediğimiz gibi taslağın adına “demokrasi için başkanlık sistemi” diyor. 15 yıldır AKP İktidarı döneminde demokrasiyi uygulamadın ki, bu sistemle uygulayasın. Milletimiz akılsız değil, böyle bir zihniyete teslim olmak, yok olmak demektir.

      

“Baskı Rejiminden Kurtulan, Nefes Alan Türkiye’yi Kuracağız”

      

Her istediğini alacak bir yetki istiyor. “Ben prangalardan kurtulmak istiyorum” diyor. Prangalar hak ve özgürlüklerimizdir vatandaşlarım. Prangalar bizleriz. Can ve mal güvenliğimiz artık tehlikededir.

 

Bu taslakla, yaşama özgürlüğünüz, mülkiyet özgürlüğünüz, hürriyetiniz elinizden alınacak. Özgür yaşama hakkınız ve istekleriniz olmayacak. Tüm haklarınızı bir tek kişiye teslim edeceksiniz.

 

Bir millet yok olacak bir kişinin adı anılacak. Atatürk’ün yetiştirdiği nesiller, bizler; bu kötü, insanlık dışı taslağın esas planını 16 Nisan’da bozacağız. Asla yok olmaya fırsat vermeyeceğiz.

      

17 Nisan sabahı baskı rejiminden kurtulacağımız, nefes alacağımız bir sabaha uyanıp, Türkiye’yi AKP’nin ve işbirlikçisinin esaretinden kurtaracağız.

 

Bu toplantılarımız “Siyaset Üstüdür, Partiler Üstüdür”. Millet Olarak Buradayız. Bu toplantıları tarihteki Müdafai Hukuk Cemiyeti’nin toplantılarına benzetiyorum. Aramızda Demokrat Parti’den, Saadet Partisi’nden, DSP’den, BTP’den, BBP’den, eski SHP’den, ANAP’tan, DYP’den ve daha birçok siyasi partiden birçok siyasetçiyi görüyorum. Hepimiz bir araya geldik, şunu söylüyoruz;

 

“Bizler ümmet değil; milletiz. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Türkiye’sini ilelebet yaşatacağız. HAYIR’da buluşmalarımız çözüm getirecek ve Cumhuriyet ilelebet yaşayacak. 17 Nisan’da yeni bir Cumhuriyet Türkiye’sinde gözlerimizi açmak umuduyla HAYIR diyoruz. Zafer; hayırcıların hayrıyla gelecek.”

 


Kaynak ( dp )