Genel Başkanımız Gültekin Uysal’ın 28 Şubat’ın yıldönümü dolayısıyla yaptıkları açıklama
True
Genel Başkanımız Gültekin Uysal’ın 28 Şubat’ın yıldönümü dolayısıyla yaptıkları açıklama
28 Şubat 2017 Salı

“Şahsi ikballeri için yaşayan yargı mensupları, şahsi ikballeri için yaşayan memurlar, politikacılar, yazar-çizerler, şov adamları, kuklalar ve devletin imkanları ile oluşturulan tahakküme bizim nazarımızda AKP iktidarı denir”

 

 

“Ankara Sincan’da tankların sokaklara inmesini bir kenara bırakırsak, bu darbede asıl silah gazete manşetleridir”

 

“İktidarın ve liderlerinin, 15 Temmuz’da şehadete eren kahramanlara rahmet okurken, bir taraftan da tahakkümlerine kılıf olan darbe girişimi için Allah’a şükretmeleri tutarlıdır”

 

“28 Şubat kararları, 20 yıldır gördüğümüz üzere milletin, Türk Siyaseti’nin ve demokrasinin 20 yılına mal olmuştur”

 

 

 

(DP Basın Merkezi – 28 Şubat 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, 28 Şubat kararların alınışının yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

 

Uysal, 28 Şubat kararlının memleketimizde siyasetin ve demokrasinin 20 yılına malolduğunu kaydettiği açıklamasında postmodern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat’ın asıl silahının da gazete manşetleri olduğunu ifade etti.

 

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, 28 Şubat hakkında yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

 

 

“20. yılında görüyoruz ki memleketin 20 yılına mal oldu”

 

Olağan bir MGK toplantısı sırasında Türkiye’ye olağanüstü bir dönem yaşatacak olan kararların alınması ile Dünya’da birçok ülkenin sahip olmadığı “darbeler tarihi”mize, yeni, kara bir sayfa açan 28 Şubat kararları, 20 yıldır gördüğümüz üzere milletin, Türk Siyaseti’nin ve demokrasinin 20 yılına mal olmuştur.

 

Yirmi yıldır Türkiye, bir taraftan 28 Şubat’ın bir taraftan da post-modern darbe olarak adlandırılan bu darbeye sebep olan aklın palazlanmasına sebep, 12 Eylül’ün sancısını çekmektedir.

 

“Gerçek bir üst akıl oyunudur”

 

Tıpkı ardıllarında olduğu gibi, “demokrasi” söylemi ardına sığınan ve milli iradeye gem vurmak, bir kesimin sultasını devam ettirmek adına alınan kararlar, gerçek bir “üst akıl” ürünüdür.

 

27 Mayıs Darbesi ve 12 Eylül’de olduğu gibi, bu darbenin müsebbipleri de darbenin gerçekleşebilmesi adına birtakım olayları, söylem ve hareketleri beslemiş, darbe için kamu desteği alabilmek adına türlü senaryoları hayata geçirmişlerdir.

 

“Manşetler, paletlerden etkili olmuştur”

 

Darbe dendiğinde akla askeri kanadın geldiği, ancak tecrübelerle sabit olduğu üzere, darbenin bir zümrenin değil bir zihnin ürünü olduğu malumdur. Bir darbe tasavvurunda birçok insanın aklında ne yazık ki askere dair imgeler canlanmaktadır.

Askerin sokağa çıkması ile gerçekleştiği düşünülen darbelere bir istisna, şüphesiz ki 28 Şubat Darbesi’dir.

 

Ankara Sincan’da tankların sokaklara inmesini bir kenara bırakırsak, bu darbede asıl silah gazete manşetleridir.

 

Basın ve gazetecilik ilkelerini bir kenara koyarak güçlünün memuru olmak şeklinde işleyen bir güruhun 28 Şubat’ta gerçekleşen darbeye verdiği destek, halen hafızalardadır. O gün atılan manşetler, paletlerden etkili olmuş hatta ve hatta paletlerin asfalta inmesine katkı sunmuştur.

 

“28 Şubat’ta ihtisas yaparak tecrübelerini sahaya aktardılar”

 

O dönem, 12 Eylül Darbe Anayasası ile askeri kanat içinde güç kazanmış bir zihnin gücünü ikrar ederek “katiplik” yapan gazetelerden tutun da, bugün, 28 Şubat’ı lanetlemesine karşı, hem 12 Eylül’e hem de 28 Şubat’a rahmet okutan işlerin, ilişkilerin içinde olanlar, 28 Şubat’ta ihtisas yapmış, darbe konusunda saha deneyimi edinmiş ve bu tecrübeyi sahaya aktarmışlardır.

 

27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, sonrasında da 28 Şubat’ı, olmayan mağduriyetlerine sebep olarak gösterenler, o dönemin zorbalarına “haleflik” ettiklerini kabul etmeseler de, içten içe darbelere şükretmektedirler.

 

“Mesele ikballeri olunca şeytana avukatlık ederler”

 

Bugün, birçok meselede tahlil ettiğimiz gibi darbelerin nesebi olan bir nesil, o gün yaptığı gibi şahsi ikballeri söz konusu olduğunda şeytana dahi avukatlık etmekten çekinmemektedirler.

 

Kimisi koltuğu, kimisi korktuğu için darbelere razı gelenler en az darbeciler kadar suçludur.

 

Bugün, 14 yıllık iktidarlarında, o gün olduğu gibi gazete ve televizyonları çeşitli yöntemlerle baskı altına alan, demokrasi şapkasından darbe çıkaran hokkabazların uygulamalarına ses etmeyip destek verenlerin, darbeleri lanetlemesi hem güldürücü hem düşündürücüdür.

 

“Darbe bir zihnin tahakkümü ise bugün yaşanan nedir?”

 

27 Mayıs’tan 28 Şubat’a yaşanalar, bizlerin, darbe sözcüğünün anlamı hakkında genel bir yargıya ulaşmasına sebep olmuştur.

 

Darbe; çoğulculuğa, demokrasiye, farklı fikirlerin ifade edilmesine, milleti millet yapan tüm değerlerin temsiliyetine karşı, tek bir fikrin ve temsilcilerinin tahakkümüdür. Bu tahakküm, kimi zaman askerin konvansiyonel silahları kullanılarak, kimi zaman birtakım ayak oyunları oynanarak, kimi zaman kumpaslarla, kimi zaman da adına politika denen, torba kanun denen, yasa değişikliği denen uygulamalarla kurulur.

 

Şahsi ikballeri için yaşayan yargı mensupları, şahsi ikballeri için yaşayan memurlar, politikacılar, yazar-çizerler, şov adamları, kuklalar ve devletin imkanları ile oluşturulan bu tahakküme bizim nazarımızda AKP iktidarı denir.

 

“Gerçek mağdurlar; ülkenin mütedeyyin insanları, gerçek demokratları, fikri ve vicdanı hür yaşayanlarıdır”

 

Bugün mağdur edebiyatı ile mağdur etmeye devam eden iktidar ve iktidara biat eden zavallılar bilmelidir ki bu ülkede 15 Temmuz’a kadar yaşanan hiçbir darbenin mağdurları “Siyasal İslamcı” olarak anılan, ancak din tüccarlığı yapan kitleler, kişiler değil; ülkenin mütedeyyin insanları, gerçek demokratları, fikri ve vicdanı hür yaşayanlarıdır.

 

Bu açıdan baktığımızda iktidarın ve liderlerinin, 15 Temmuz’da şehadete eren kahramanlara rahmet okurken, bir taraftan da tahakkümlerine kılıf olan darbe girişimi için Allah’a şükretmeleri tutarlıdır. !5 Temmuz, iktidarın kullanabileceği ve sonuna kadar kullandığı bir mağduriyetin oluşmasına sebep olmuştur.

 

Biz yine “yine de milletim” diyeceğiz

 

1960’tan 28 Şubat’a ve 15 Temmuz sonrası AKP iktidarının uygulamaları neticesinde yaralanan demokrasi odak alındığında bu ülkede darbelerin gerçek mağdurları hürriyetçi demokratlardır.

 

Kimi zaman yağlı ilmekle nefesi kesilen, kimi zaman zindanlarla susturulmaya çalışılan demokrasi, bugün de türlü araçlarla susturulmaya çalışılmaktadır.

 

Tüm yaşananlara rağmen, bu geleneğin inancı gereği Demokratlar her daim “milletim” demeye devam edeceklerdir.

 

“Şehitlerimize ve aramızdan ayrılan demokrasi aşıklarına rahmet diliyorum”

 

Türkiye’de demokrasi diyen, demokrasi diyerek şehadet şerbeti içen, ne gibi bir sorun ve engelle karşılaşırsa karşılaşsın milletin huzuruna varan, demokrasiye inanan, son nefesine kadar demokrasiyi haykıran şehitlerimiz başta olmak üzere, 28 Şubat’ın yıl dönümünde, o gün dik durarak milletin yanında saf tutmuş tüm değerli siyasilerimizi, parti temsilcilerimizi, Türk Siyaseti’nin ve demokrasisinin yılmaz bekçilerini saygı ile anıyor, şehitlerimize ve aramızdan ayrılan demokrasi aşıklarına rahmet diliyorum.”

 


Kaynak ( DP )