Demokrat Parti 12. Olağan Büyük Kongresinde yeniden Genel Başkanlığa seçilen Genel Başkanımız Gültekin Uysal, bir konuşma yaptı
False
Demokrat Parti 12. Olağan Büyük Kongresinde yeniden Genel Başkanlığa seçilen Genel Başkanımız Gültekin Uysal, bir konuşma yaptı
27 Şubat 2017 Pazartesi

“71 sene evvel Bayar’ın, Menderes’in dediği gibi biz de tarihsel bilincimiz ve demokrasiye olan inancımız gereği bu anayasa değişikliğine, yeni milli şefliğe, yine milli şefliğe hayır diyoruz”

 

 

“Dün siyasi ve ekonomik rant bağlamında devleti FETÖ’ye teslim eden, bugün de ikame bir takım yapılarla birlikte yürüyerek devletin bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olan iktidarın başkanlık teklifine “hayır” diyoruz”

 

“Kürşad'ın cesaretini, Ömer'in adaletini, Ali'nin hamiyetini, Alpaslan'ın kabiliyetini, Fatih'in muzafferiyetini, Süleyman'ın ferasetini, Hamid'in dirayetini, Menderes’in vasiyetini ve Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyetini istiyoruz”

 

“Sanki 14 yıldır Gana hükümeti iktidardaymış gibi davranıyor, işsizliği, terörü, bugünkü husumet ortamını başkalarına yüklemeye gayret ediyorlar”

 

“Son dönemlerde maalesef 15 Temmuz’un arkasına, “kandırıldık” diyerek sıyrıldıkları bu darbenin arkasına saklanarak, hedefledikleri ne varsa yapmaya çalışan, yıllardır hayalini kurdukları ne varsa, OHAL ve KHK imkanları ile yapan, terörist yaftası ile muhalefeti de esaret altına almaya kalkan iktidarı da gördük”

 

“Son 3-4 yılda terör örgütü üyelerine “kapitülasyonların”, her alanda imtiyazların tanındığı bir dönem gördük”

 

“Milletin, demokrasi uğruna canını vatanına siper ettiğini, can verdiğini gördük”

 

“15’likler”in kurtardığı bu ülkede 20’lik gençlerimizi birer birer Rahmet-i rahmana uğurluyoruz”

 

 

(DP Basın Merkezi – 26 Şubat 2017) Demokrat Parti 12. Olağan Büyük Kongresinde Genel Başkanımız Gültekin Uysal, yeniden Genel başkanlığa seçildi.

 

Nazım Hikmet Kongre Merkezi’nde yapılan ve Divan Başkanlığını Haydar Altıntaş’ın yaptığı 12. Olağan Büyük Kongremizde Genel Başkanımız Gültekin Uysal ile eski Genel İdare Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Çınar Özen Genel Başkanlık için yarıştı. 1080 delegenin kayıtlı olduğu kongrede 852 delegemiz oy kullandı. Bunlardan 843’i geçerli oy kullandı. Özen’in aldığı 138 oya karşılık Genel başkanımız Gültekin Uysal oyların 705’ini alarak bir kez daha Genel Başkan seçildi.

 

 

Genel Başkanımız Gültekin Uysal burada yaptığı konuşmada devletin bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olan iktidarın başkanlık teklifine HAYIR dediklerini ifade etti.

 

Genel Başkanımız Uysal, iktidarın son 14 yılda yaşattıklarına, ülkemizin idari, sosyal, milli, ekonomik pek çok sorununa değindiği konuşmasında şunları kaydetti:

 

“İkballeri için değil, idealleri için salonları dolduranlar da var;

umudunuzu yitirmeyin!”

 

“Sayın Divan, sayın Başkan ve üyeleri, kıymetli delege arkadaşlarım, saygıdeğer büyüklerim, çok değerli Bakanlarım, Milletvekillerim, çok değerli Başkanlarım ve değerli basın mensupları,

 

Türk siyasetinin baba ocağına hoş geldiniz. Türk siyasetinin onurlu neferlerini yetiştiren okuluna, yuvasına hoş geldiniz. Derdi millet, derdi memleket olan bu kutlu hareketin ahengine, renklerin ihtişamına, hürriyetçi fikrin membaına hoş geldiniz. Kardeşliğe, dostluğa, birlik ve beraberliğe, ülküye, hedefe, millet sevdasına hoş geldiniz.

 

 

Hoş geldiniz millet için kefen giyenlerin dava arkadaşları, hoş geldiniz “yine de milletim” diyerek idam sehpasına çıkan aziz şehitlerin karındaşları, hoş geldiniz Menderes’in, Zorlu’nun, Bayar’ın, Polatkan’ın, Demirel’in, Özal’ın fikirdaşları hoş geldiniz.

 

71. senesinde aynı gaye etrafında toplanan, tek adama hayır diyerek, millete koşan, büyük Türkiye hayali kuranlar; kurultayımıza, toyumuza hoş geldiniz…

 

“Kahrolsun hak dururken zorbalara tapanlar”

 

İkballeri için değil, idealleri için salonları dolduranlar da var; umudunuzu yitirmeyin!

Bakınca sizlere, merhum şairimiz Osman Yüksel Serdengeçti’nin sözleri geliyor aklıma; ne diyordu “bir kahraman bekliyoruz” şiirinde?


Bir sada duymak için sahralara düşeyim. 
Helal olsun bu yolda, varım yoğum her şeyim! .. 

Volkan gibi lav atmış, ne susmuş ne sönmüşüm. 
Ben bu iman uğruna çılgınlara dönmüşüm. 

Bir deha bekliyoruz, gençliğe mihrap olsun, 
Ruhları tutuşturan bir ateş mihrak olsun. 

Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar, 
Kahrolsun Hak dururken zorbalara tapanlar!

 

Ruhu huzur bulsun eski vekilimiz Serdengeçti’nin; kahramanlar geldiler, buradalar. Ve dediği gibi “kahrolsun hak dururken zorbalara tapanlar”.

 

“Demokrat Parti Milletin ta kendisidir”

 

Kıymetli Demokratlar, demokrasiye inananlar,

Demokrat Parti bir yeminin adıdır. Tek adam sultasına, bir zümrenin baskısına, tek bir fikrin dayatılmasına karşı, milleti millet yapan tüm değerlerle birlikte, milletin egemenliğinin ihdası için bir anttır.

 

Demokrat Parti kararlılıktır, azimdir, şandır. Demokrat Parti, hakkın teslimiyeti, haklının muzafferiyetidir. Demokrat Parti sineyi millettir. Demokrat Parti Milletin ta kendisidir.

 

“Demokrat Parti, Türkiye’nin demokratikleşmesi için

canını ortaya koymuş bir gelenektir”

 

71. senesinde Demokrat Parti “hakimiyet-i milliye” ilkesinin vücut bulmuş halidir. 71 sene evvel, bugün içinde bulunduğumuz koşullara benzer biçimde, tek adam yönetiminin, milletten kopuk bir hükümet etme biçiminin karşısına dimdik çıkan; millet için, milletle, milletin egemenliğine yürüyen Demokrat Parti, bugün yaşlanmadan yaş almış, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 71 yılına damga vurmuş, Türkiye’nin demokratikleşmesi için canını ortaya koymuş bir gelenektir.

 

 

Bu dava, ne kutlu bir davadır ki, 71 yıl milletin gönlünden silinmemiş, her türlü kumpasa iftiraya karşı ayakta kalabilmiş, mağduriyetinden nemalanmamış, millet için dua etmiş ve milletin duasına mazhar olmuştur. İşte, “Millet” dediği için, şahsi menfaatlerini çiğneyip, milli olanı baş göz ettiği için, “herkes için adalet, herkes için demokrasi” diyebildiği, ayırmadığı, kimseyi aidiyetine göre kayırmadığı, birlik dediği, dirlik dediği için, ben değil biz dediği için makamı bulup mabudu unutanlardan olmadığı için, bu necip milletin hayır duasını aldığı için 71 yıldır ayakta…

 

“İçinde bulunduğumuz vasat kaygı verici”

 

Kıymetli Partililer,

 

İçinde bulunduğumuz vasat kaygı verici. 15 Temmuz hain darbe girişiminden bu yana, yıllardır unuttuğumuz, belleklerimizden ve mümkün olsa lügatlardan silmek istediğimiz birçok kavramla yeniden tanıştık. Dahası, ömrü hayatında bu kavramları duymamış, duysa dahi bu kavramların sonucuna maruz kalmamış bir genç neslin de bu kavramlarla acı bir şekilde tanıştığını gördük.

 

“Son 8 ayda yaşadıklarımız, Türk siyasetinin seyrini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hedeflerini, eksenini, hayallerini ve temel meselelerini değiştirdi”

 

Darbe, OHAL, KHK’lar, ambargo, Suriye kaynaklı bir savaş, yeni bir “Adalar Sorunu”, dikta ve 71 sene evvel bu geleneğin oluşmasına vesile tek adam idaresi…

Son 8 ayda, dahası son 3-4 yılda yaşadıklarımız, Türk siyasetinin seyrini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hedeflerini, klişe bir tabirle eksenini, hayallerini ve temel meselelerini değiştirdi.

 

İktidarın, propaganda araçlarını kullanabilmek gayesi ile yıllarca “beraber yürüdüğü” devletin tüm kurumlarını ve hatta en mahrem alan ve bilgilerini açtığı, din tüccarlığı yaparak palazlanan, dün iktidarın vuslatını, bugün iadesini beklediği bir zatın liderliğini yaptığı terör örgütünün ve bu örgüte sağlanan imtiyazların memleketi getirdiği nokta hepimizin malumudur.

 

 

Devletin tüm kurumlarında, cemaat olduğu düşünülen dönemde, bu yapıya intisap etmiş olmanın, bu yapı ile irtibatlı, iltisaklı olmanın temel referans sayıldığı, hatta ve hatta bu yapı ile bu gibi ilişkide bulunmayanların devlet kurumlarında, ne tür bir liyakata sahip olursa olsun yer bulamadığı bir 10 yıl yaşadık.

 

“Terör örgütü üyelerine her alanda imtiyazların tanındığı bir dönem gördük”

 

Bu terör örgütü üyelerine “kapitülasyonların”, her alanda imtiyazların tanındığı bir dönem gördük.

 

Meclis kürsüsünden, hasret sözcüklerinin söylendiğini, bugün terör örgütü liderliği kanıtlanmış olan Gülen’i övenleri, Türk tarihinde birçok şahsiyetin mazhar olmadığı bir iltimasa eriştirilen, örgüt liderinin iktidarını gördük.

 

“Milletin, demokrasi uğruna canını vatanına siper ettiğini, can verdiğini gördük”

 

15 Temmuz’da ihaneti kanıtlanan bu örgütün, AKP iktidarı eliyle çeşitli saiklerle, karşıtlıklardan çıkar sağlama bilinci ile ayrıştırılan bir milletin gayreti ile nasıl mağlup olduğunu, milletin iradesinin sandığa hapsedilemeyeceğini gördük.

 

Milletin, demokrasi uğruna canını vatanına siper ettiğini, can verdiğini gördük.

 

Kendilerinden bahsetmişken bir kez daha her birini rahmet ve minnetle anmadan edemeyeceğim. Sizlere çok şey borçluyuz şehitlerim! Borçlandık. Keşke verdiğiniz emek, daha çok demokrasi ile, daha çok hürriyet ile taçlansaydı ama, maalesef 15 Temmuz’u fırsat bilip diktası için hamaset üreten, yıllarca PKK terörünün aldığı canlar üzerinden siyaset yapma tecrübesi edinmiş iktidarın, sizlerin hatırasını istismar ettiğini de gördük.

 

“Kandırıldık diyerek sıyrıldıkları bu darbenin arkasına saklanarak,

hedefledikleri ne varsa yapmaya çalışan iktidarı gördük”

 

15 Temmuz’un arkasına, “kandırıldık” diyerek sıyrıldıkları bu darbenin arkasına saklanarak, hedefledikleri ne varsa yapmaya çalışan, yıllardır hayalini kurdukları ne varsa, OHAL ve KHK imkanları ile yapan, terörist yaftası ile muhalefeti de esaret altına almaya kalkan iktidarı da gördük.

 

15 Temmuz’a karşı verilen demokrasi mücadelesini antidemokratik bir yöntemle devam ettirmeye çalışan, demokrasiyi, demokrasiye, hakka, hukuka inancı baltalayan bir iktidarı da gördük.

 

Darbe girişiminden haberdar olmaması söz konusu olamayacak bürokratları, bu bürokratlardan hesap sorulmadığını da gördük.

 

“İktidar partisine sızmış olmalarının imkansız olduğunu söyleyen, söylediğine inanmadığı ayan beyan ortada siyasiler gördük”

 

Her yere, büyük bir ustalıkla sızan, takiyede zirve yapan ancak ne hikmetse bu hale gelmelerine vesile siyasi partiye, iktidar partisine sızmış olmalarının imkansız olduğunu söyleyen, söylediğine inanmadığı ayan beyan ortada siyasiler gördük.

 

 

Bu terör örgütüne devletin imkanlarını seferber eden, atamalarda bizzat imzası bulunan, ancak hesap sorulmayan ve fakat taşrada sadece bu yapının bankasından kredi çektiği için mesleğinden, işinden, aşından, itibarından edilen insanlar gördük.

 

Öyle bir hale getirdiler ki memleketi, kendisine huzur vermeyen kaynanasına “seni FETÖ’cü diye ihbar ederim” diyen damatlar, imzasız ihbar mektubu ile rakibini alt etmeye çalışan alçaklar ve buna riayet eden hükümet gördük.

 

Dün söylediklerini bugün reddeden, ilkelerinden, ülkülerinden şahsi ikballeri için vazgeçen muhalefet liderlerini de gördük.

 

15 Temmuz’da bir darbe girişimi sonrasında ise sorumsuzluk, hukuksuzluk ve utanmazlık gördük.

 

Bu darbe girişimi ile iktidar partisinin hülyalarını, amaçlarını ve bir kez daha gerçek yüzünü gördük.

 

Kıymetli Dava arkadaşlarım;

Bakınız, anayasa değişikliği diye lanse edilen ancak bir tek kişinin yetkilerini düzenleyen bir değişikliğin, halk oylamasına sunulmasını görüyoruz.

 

“Tek kişilik bir devlet teşekkül eden bu değişikliğin risklerini de görüyoruz”

 

18 Maddede yapılan ancak verilen yetkilerle yeni bir “devlet”, tek kişilik bir devlet teşekkül eden bu değişikliğin risklerini de görüyoruz.

 

Kendilerini de inkâr edercesine, kendilerinden önceki dönemlere yaptıkları gibi tasarladıkları değişiklikle bir “devri sabık” ilan etme gayretlerini de görüyoruz.

 

Milletin egemenliğini tek bir kişiye devredip tek adam iktidarlığını kurguladıklarını görüyoruz.

 

“Yeni milli şefliğe, yine milli şefliğe hayır diyoruz”

 

71 sene evvel Bayar’ın, Menderes’in dediği gibi biz de tarihsel bilincimiz ve demokrasiye olan inancımız gereği bu değişikliğe, yeni milli şefliğe, yine milli şefliğe hayır diyoruz.

 

Demokrasiyi sandığa hapsederek, sadece oy vermenin demokrasinin temel koşulu olduğunu düşünen, düşünmeye, ifadeye tahammül edemeyen, muhalefeti yerle bir etmenin planlarını yapan bu gayrete “hayır” diyoruz.

 

Kandırıldık diyerek sorumluluktan kaçan, sorumluluk getiriyoruz dedikleri halde sorgulayacak kurumları şekillendirme inisiyatifine sahip olmayı hedefleyen bu sisteme “hayır” diyoruz.

 

“Yetki verilen kişinin 15 yıllık icraatları düşünülünce bizleri kaygıya sokan bu değişikliğe “hayır” diyoruz”

 

Görünürde üniter devlete dokunmayan ancak verilen yetkiler, yetki verilen kişinin 15 yıllık icraatları düşünülünce bizleri kaygıya sokan bu değişikliğe “hayır” diyoruz.

 

Dün siyasi ve ekonomik rant bağlamında devleti FETÖ’ye teslim eden, bugün de ikame bir takım yapılarla birlikte yürüyerek devletin bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olan iktidarın başkanlık teklifine “hayır” diyoruz.

 

Bir şehidimizi veremeden toprağa bir başka yiğidin şehadete yürüdüğünü gördüğümüz ve iktidarın mesuliyetini bildiğimiz için “hayır” diyoruz.

 

14 yıldır, ülkeyi bataklığa, felakete sürükleyen her olayın ardından yaptıkları dönüşlerle, başkalarını mesul ilan edercesine bir tavır takındıkları için “hayır” diyoruz.

Üretimi öldürüp, son 7 yıldır sıcak para olarak tabir ettiğimiz, eş-dost ilişkisi ile Körfez ülkelerinden uçaklarla gelen nakit ile, sonrasında vatandaşın yastığının altındaki altınına, bugün de dövizine meyleden, ancak İsviçre bankalarındaki hesaplarını, şahsi servetlerini hesaba katmayan bir iktidara ve iktidar yandaşlarının servetini arttırmasına dur demek için “hayır” diyoruz.

 

“Lobi avına çıkan bir iktidarın, 14 yılda her türlü imkana rağmen hiçbir şeyi düzeltemediğine tanık olduğumuz için hayır diyoruz”

 

Memleketi uçuruma sürükleyip sonrasında “lobi” avına çıkan bir iktidarın, 14 yılda her türlü imkana rağmen hiçbir şeyi düzeltemediğine tanık olduğumuz ve istenen değişiklikte düzelmesi için hiçbir emare görmediğimiz için “hayır” diyoruz.

 

 

Bugünkü sistemin sorun yarattığını söyledikleri halde sorunun sistem tarafından değil kişiler tarafından ortaya çıkarıldığını bildiğimiz için “hayır” diyoruz.

 

Sahte demokratların, ifade hürriyeti derken fikri esaret altına almak isteyen bu iktidarın yasama, yürütme ve yargıda tam hâkimiyet sağlamak amacıyla giriştiği bu suni gündem ürünü değişiklik teklifinin, hürriyetçi fikre zarar vereceğini bildiğimiz için “hayır” diyoruz.

 

“Türkiye'yi "tek adam iktidarı"ndan kurtaran Demokrat Parti olarak, yeniden bir tek adam iktidarının ihdasına “hayır” diyoruz”

 

Bizler demokrat geleneğin bugünkü temsilcileri olarak, bu geleneğin abide şahsiyetlerinin tecrübelerinden ders alarak, Türkiye'yi "tek adam iktidarı"ndan kurtaran Demokrat Parti olarak, yeniden bir tek adam iktidarının ihdasına “hayır” diyoruz.

 

Bu yeni milli şefliğe, yine milli şefliğe “hayır” diyoruz.

 

Kıymetli Partililer, kıymetli ev sahipleri,

 

Maalesef son yıllarda alışmış olduğumuz üzere, ülkemizin, milletimizin, vatanımızın temel sorunlarını konuşmaktan çok uzağız. Belli ki kısa aralıklarla yaşadığımız travmalar denetimli bir planın ürünü.

 

Ülkenin daha elzem meseleleri varken yıllardır iktidar kaynaklı suni sorunları konuştuk, konuşuyoruz.

 

“Çiftçinin, yandaş olmayan esnafın, alkış tutmayan tüccarın, pohpohlamayan yazarın, riayet etmeyen vatandaşın halini görüyoruz”

 

Hatta iktidarın gayreti ile toplumun tüm paydaşlarını ilgilendiren ve literatürde “toplum sözleşmesi” olarak nitelenen anayasa hakkında, kapsamlı bir değişiklik hakkında dahi temel sorunları konuşmaktan uzaklaştırılıyoruz.

 

Çiftçinin, yandaş olmayan esnafın, alkış tutmayan tüccarın, pohpohlamayan yazarın, riayet etmeyen vatandaşın halini görüyoruz.

 

“Bir kalem oynatması ile hesapların değiştiğini, iyimserleştiğini görürken

neleri konuşmak zorunda kalıyoruz”

 

Memleket, teknik olarak “orta gelir tuzağı” denen düşük kişi başı gelire hapsolmuşken, yurtdışından aldığımız ürün, yani ithalat artmış, ürettiğimiz, ihraç ettiğimiz ürün azalmışken ve bizler devletin resmi kurumlarında bir kalem oynatması ile hesapların değiştiğini, iyimserleştiğini görürken neleri konuşmak zorunda kalıyoruz?

 

Yetkiyi bir kişinin, şahsi hırsları ile memleketi getirdiği yer ayan beyan ortada olan bir kişinin, yandaştan başka kimse kazanmasın diyen bir kişinin iki dudağı arasına, onun rızasına rızkımızı da emanet etmekten bahsediyoruz.

 

 

Milliyetçiliği ayaklar altına alıp Türk milliyetçilerinden oy alamayacağını düşünerek “Çözüm Süreci” adı altında oy toplama kampanyası yürüten, Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda oy alıp hâkimiyeti terör örgütüne veren, terör örgütü ile bir gün kavga edip bir gün barışan bir kişiye ülke güvenliğini emanet etmekten bahsediyoruz.

 

“Ne yurtlarında ne yurdumuzda yaşamalarına imkân verilemeyen gençlerimize 18 yaşında vekillik imkânı vermekten bahsediyoruz”

 

Orta Doğu hülyası için Suriye’de gencecik fidanları ateşe atan, bugün “insanlık için kampanya” düzenleyen ancak yanarken Halep’e, Cerablus’a, El Bab’a benzin döken bir anlayışa, savaş ilan etme yetkisi vermekten, ne yurtlarında ne yurdumuzda yaşamalarına imkân verilemeyen gençlerimize 18 yaşında vekillik imkânı vermekten bahsediyoruz.

 

Konuşmuyoruz meselelerimizi. Konuşmamamız için ellerinden geleni yapıyorlar.

Her dönem yeni bir suni gündemle temel meselelerimizi baltalıyorlar.

 

Sanki 14 yıldır Gana hükümeti iktidardaymış gibi davranıyor, işsizliği, terörü, bugünkü husumet ortamını başkalarına yüklemeye gayret ediyorlar.

 

Bölmekten, ayrıştırmaktan, vatandaşın, iktidarın seçtiği meseleler üzerine kavgaya tutuşmasından fayda sağlayıp el altından ülke yönetiyorlar.

 

 

Bir gün bir televizyon dizisi üzerinden, bir günse ayarlı yazarlarına emrettikleri başka gündemler üzerinden milletin gözüne perde çekmeye çalışıyorlar.

 

Hep söylüyoruz ya kıymetli dava arkadaşlarım;

 

“gerçeklerin bir gün mutlaka gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır”

İşte artık bu mızrak bu çuvala sığmıyor.

 

İki gün sonra, 1997 yılında, Türk Demokrasisi’nin ağır yara aldığı günün yıldönümü. Malumunuz, iktidara geldiklerinde temel argümanları olan mağduriyetleri için 28 Şubat’ı referans alan bu iktidar, şimdi bir taraftan 15 Temmuz şehitlerine rahmet okurken, bir taraftan, her ne kadar sorumlulukları olsa da gerçek bir mağduriyet yaşamalarına, millete kendilerini “mağdur” olarak pazarlamalarına yaradığı için darbe teşebbüsüne hamd ediyorlar.

 

Emin olun bu bizim fikrimiz değil. Sayın Cumhurbaşkanı, 15 Temmuz sonrası yaptıkları icraatlar için kendileri zikretmişlerdi; “hamdolsun” diye.

 

“Gördük ki demokrasiye vurulmak istenen darbe girişimi için millet siper oldu,

 darbeyi engelledi”

 

Tabi başka başka sözlerde de söylediler. 15 Temmuz gecesi “parlamenter demokrasiye inanıyoruz” diyen de onlardı, “demokrasi kazanacak” diyen de. Ancak gördük ki demokrasiye vurulmak istenen darbe girişimi için millet siper oldu, darbeyi engelledi. Ve fakat onlar ne yaptılar? İnanıyoruz dedikleri parlamenter sistemi “öcü” ilan ettiler, yetmedi tasarladıkları değişiklikle 15 Temmuz’da demokrasi diyerek sokağa çıkan milletin bir kısmını, demokrasiye karşı hareket etmeye çağırdılar, çağırıyorlar.

 

Bu da bize gösteriyor ki “Bal bal demekle ağız tatlanmaz!”

 

Kıymetli misafirler, değerli ev sahipleri

 

14 yıldır Türkiye’de ne geri dönüşler gördük. Her söylemi geçmişe dair bir reddiye olan iktidarın birçok zaman kendini reddettiğini, icraatını kabul etmediğini şaşkınlıkla izledik.

 

“3Y” diyerek, yasaklar, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele için geldik diyen iktidarın kendi yoksulları ile, yolsuzluğu araç edip, yasaklar koyarak mücadele ettiğini, “3Y”yi reddettiğini izledik.

 

“3 dinin kutsal şehri Kudüs’teki İsrail idealini onayladıklarını gördük”

 

Müktesebatları gereği karşı oldukları İsrail mezalimi noktasında Mavi Marmara hadisesinin siyasi söylem haline getirip mağduriyetleri muzafferiyetleri için kullandıklarını, sonrasında “one minute” diyerek rest çektikleri İsrail’in “bir dakika” ara vermediği zulmüne ses çıkarmadıklarını, kendi müsaadeleri ile yola çıktığını söyledikleri Mavi Marmara için “bana mı sordular” dediklerini seyrettik. Hatta ve hatta tazminat anlaşması yaparak 9 vatandaşımızı öldüren İsrail’i soruşturmadan, kovuşturmadan vazgeçtiklerini, yaptıkları anlaşmada “bu antlaşma Ankara ve Kudüs arasında akdedilmiştir” ibaresi altına imza atarak, 3 dinin kutsal şehri Kudüs’teki İsrail idealini onayladıklarını gördük.

 

“Dostum ve kardeşim Esad”ın “Zalim Esed” olduğunu, protokolle karşıladıkla terör örgütü PYD lideri Müslim’i “arananlar listesi”ne aldıklarına tanık olduk.

 

“Kabile reisi” Barzani’nin memleketin terör sorununa çözüm için aracı edildiğini, “kıratımda değilsin” denen Irak Başbakanı’na kısa bir süre sonra resmi karşılamayı gördük.

 

“Benim bakanım, benim valim” şeklinde sözleri ile bürokratlar üzerindeki hâkimiyetini vurgulayan Cumhurbaşkanı’nın “Dolmabahçe Mutabakatı” konusunda “haberim yoktu” dediğini, 40 yıllık terör sorununu “Kürt sorunu” olarak niteleyip Kürt halkımızı sorunun tarafı, PKK’yı çözümün muhatabı yaptıklarını gördük.

 

 

Yapmayın dedik “barış karşıtı” ilan edildik, etmeyin dedik “hain” ilan edildik” girmeyin dedik “düşman” bellendik.

 

Biz inandıklarımızı söyledik, imanımızın gereğini yaptık, onlar ikballerinin peşine düştü, hesaplarını yaptılar. Ancak dillerinden düşmeyen bir ayet-i kerime ile belirtmekte yarar var; “Allah’ın da bir hesabı vardır.”

 

Kıymetli dostlarım, aziz katılımcılar,

 

“Memleketin her köşesi suç mahalli haline geldi”

 

Kaygılarımız değişti! Korkularımız derinleşti. Çocuklarını özlediği için arayan anneler, babalar artık “başına bir şey gelmedi inşallah” korkusu ile arıyorlar. Sokakta yanımızdan geçen, elinde, sırtında çantası olan bir kimseden kuşku duyar olduk. Memleketin her köşesi suç mahalli haline geldi. Her gün bir bombanın patladığı, her sabah “acaba” diyerek “aman” diyerek haberlere baktığımız bir ülke haline geldik.

 

“Kendilerini milat kabul eden, eğitimden sağlığa, dış politikadan teröre her mecrada çuvallayan bir iktidarla muhatabız”

 

İktidara sorarsanız “üst akıl”, bize sorarsanız akılsızlık, akıldan yoksun, mezhepçi ve çıkara dayalı bir dış politika yüzünden çatışma ortamına adım adım sürüklendik. Her sorunun arkasında bir “üst akıl” arayan, “lobi” arayan ancak ne hikmetse hiçbir sorunda mesuliyeti bulunmayan bir iktidarla 14 yıldır idare ediliyoruz.

 

Kendilerini milat kabul eden, eğitimden sağlığa, dış politikadan teröre her mecrada çuvallayan bir iktidarla muhatabız.

 

“Gelişmekte olan ülkeler” statüsünde geriliyoruz, gelişemiyoruz. Eğitimde, üretimde, demokraside geriye gidiyoruz. İktidarın zaman makinesi ters işliyor.

 

“Temel sağlık hizmetleri yürümüyor”

 

Sağlıkta devrim derken birçok ilkeyi hiçe saydıkları gibi sosyal devlet ilkesini de hiçe sayarak sağlığı satıyorlar. Vatandaş habersiz. Tahsilatı eczaneler yaptığı için özel sektörü sorumlu tutan vatandaş bilmiyor. Her muayene ücretli ancak ücreti eczaneler tahsil ediyor. Temel sağlık hizmetleri yürümüyor.

 

 

İngiltere merkezli bir sağlık araştırmaları dergisinin 188 ülkeyi değerlendirildiği rapora göre Türkiye, 103. sırada yer aldı. Rapora göre çocuk ölümlerinin önüne geçilmesinde ilerleme kaydedilirken, yoksulluğun tetiklediği sağlık sorunlarında gerileme söz konusu. Ancak, aşırı alkol tüketimi, obezite ve eşler arasında şiddet alanlarında yükseliş var.

 

“Yıllık kişi başı sağlık harcamasında sondan dördüncüyüz”

 

OECD Avrupa’da Sağlığa Bakış 2016 Raporuna göre yıllık kişi başı sağlık harcamasında sondan dördüncüyüz. Her ferdin sağlığı için yılda 791 Dolar harcıyoruz. AB ortalaması tam 2781 Dolar. Bu bakımdan 2008 krizinin perişan ettiği Yunanistan’ın (1663 Dolar) bile çok gerisinde kaldığımız ortada. Sağlık hizmetinin milli gelirdeki payı bakımından sondan ikinciyiz.. Milli gelirden sağlık hizmeti için %5,2 pay ayırıyoruz. Bizden daha kötü olanı Romanya: %5, krizle boğuştuğu söylenen Yunanistan %8,2.

 

Maalesef Türkiye sağlık alanının yanında eğitimde de sınıfta kalıyor. 2015 yılına dair sonuçların yer aldığı PISA 2016 raporuna göre, ülkemiz 12 yıl önceki sonuçların bile altına gerilemiş halde.70 ülke içinde fende 52'inci, matematikte 49'uncu, okumada 50’inci olduk.

Her bakanla sistem değiştiren, değişikliği gelişim zanneden bir anlayışın eğitimi getirdi hal ortada. Siyasallaşan her kavram gibi eğitimde de sonuçlar yerlerde.

 

“KHK’ları fırsat bilip rektörlük seçimlerini de aradan çıkaran Cumhurbaşkanı üniversitelerde partizan bir yönetimin teşekkül etmesine aracı oluyor”

 

Ancak memleketimizde gerçekçi veriler de beyanlar da bir işe yaramıyor. KHK’ları fırsat bilip rektörlük seçimlerini de aradan çıkaran Cumhurbaşkanı üniversitelerde partizan bir yönetimin teşekkül etmesine aracı oluyor.

 

"Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Cahil kesimin ferasetine güveniyorum" diyen bir zat, YÖK denetleme kuruluna atanıyor, seçilmiş rektörler atanmıyor.

 

 

Eğitemediğimiz gençlerimiz, koruyamadığımız gençlerimiz…

 

Son birkaç yıldır giderek artan ahlaksızlık haberleri alıyoruz. Türkiye’de eğitemediğimiz, geleceklerini teminat altına alamadığımız çocuklarımızı korumaktan da aciz hale geldik.

 

“Türkiye’de her dört saatte bir tecavüz veya tecavüze kalkışma suçu işleniyor”

 

Adını anarken ar ettiğimiz bir mesele de ülkemizin kanayan yarası adeta. Üzülerek söylemek durumundayım ki Türkiye’de her dört saatte bir tecavüz veya tecavüze kalkışma suçunun işlendiği, sokaklarda yaşayan yaklaşık 25 bin çocuğun cinsel şiddetle karşı karşıya kaldığı, yılda ortalama 7 bin çocuğun cinsel istismara uğradığı görülüyor.

 

İktidarın yakın zamanda “af” getirmeye gayret ettiği ve tepkiler üzerinde tasarıda değişikliğe gittiği çocuk gelin gerçeğinde de durum oldukça vahim.

 

TÜİK’in 2015 verilerine göre 2015’te toplam 602 bin 982 resmi evlilikten 31 bin 337’sinde 16-17 yaşındaki kız çocukları gelin oldu. Bu sayı, toplam evliliklerin yüzde 5,2’sine denk geliyor. Belirtmek gerekir ki Nüfus idaresine bildirilmeyen çocuk evlilikler TÜİK kayıtlarına geçmiyor. Türkiye'de adli tıpa her ay 650 çocuk istismarı vakası geliyor.2014'te açılan dava sayısı 40.266!

 

“Çocuklarımızın ömrünü çürütüyor, geleceklerini çalıyorlar”

 

Acıyarak, üzülerek, kahrederek belirtmek istiyorum ki çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakamıyoruz. Çocuklarımızın ömrünü çürütüyor, geleceklerini çalıyorlar.

 

Üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bu anlayış inşaata dayalı bir ekonomi balonu uçuruyor. Üretimdeki halimizi görmek için bir örnek vermek yerinde olacaktır.

Bosna Hersek, 51.197 km2'lik, yurtiçi hasılası 32 milyar $ civarında, 5 milyonluk nüfusa sahip bir ülke. Peki Türkiye? Bu verilerle kıyaslayınca 783 bin km2 yüzölçümüne, 79 milyon nüfusa ve (nominal) 751 milyar $ yurtiçi hasılaya sahip. Bizim için önemli olan yüzölçümü, zira 2016 yılında 32 milyon kg un ithal ettiğimiz ülke Bosna Hersek, Türkiye'nin yüzölçümünün 1/16'sına denk geliyor. Kendimizden 16 kat küçük bir yüzölçümüne sahip ülkeden un ithal etmeye başladıysak varın gerisini siz düşünün.

 

Yastık altındaki doları bozdurmanın pek bir kadri, kıymeti yok; evvela üreteceksin.

Üretmezsen, neredeyse tek ihraç malı petrol olan ancak katma değeri yüksek bu malla devasa bir ekonomi olan ve fakat kullandığı para birimi riyal tarihte TL karşısında hiç değer kazanmamış olan Suudi riyaline karşı değer kaybedersin ki kaybettin!

 

Suudi Arabistan ekonomik açıdan oldukça sıkıntılı günler geçirmesine rağmen Türk Lirası karşısında değer kazanan SAR, geçen ay tarihinde ilk kez Türk Lirası'ndan daha değerli hale geldi ve 1.0048'i gördü.

 

Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı "dolarları bozun" dedi, vatandaş emir telakki edip döviz bozdurmaya akın etti. Yine bir “lobi” söylemi. Ne vakit dara düşseler ya kandırılıyorlar, ya üst akıla yeniliyorlar ya da lobi faaliyetlerine maruz kalıyorlar. Karşımızda hep bir "lobi"

Onlar ne derse desin, dolardaki artış siyasi vasatla ve tüketime dayalı ekonomiyle ilgili.

 

“Sayın Cumhurbaşkanı petrol lobisine de savaş açsın”

 

Vatandaşa çağrıda bulunup kampanya başlatan, döviz bozdurduğu, kabineden bir bakanın elinde rakamı ve tarihi belli olmayan bir banka dekontu ile ispatlanmaya çalışılan Cumhurbaşkanından, şimdi başka bir beklenti içindeyiz.

 

Sayın Cumhurbaşkanı petrol lobisine de savaş açsın ve vatandaşa desin ki "bir hafta tüketmeyin, bozun bu oyunu" sonra da akaryakıt şirketlerine "indirin kardeşim fiyatları" desin mesela. Hatta dönsün damada "bir düzenleme yapın, vatandaşın hali harap" desin. Maliye Bakanı ve Ekonomi Bakanı'na da bir fırça çeksin; çeksin ki petrol ve "vergi lobisi"ni de yenelim Allah'ın izniyle(!)

 

Bir de devlet uluslararası ticarette TL'ye geçecekse bir tavsiye de bizden;

Tüm devlet kurumları ithal lüks araç kullanıyorlar. Bu araçlar dövizle ithal ediliyor. Müsteşar yardımcıları, müşavirler dahi bu ithal araçlara biniyor. Satın kardeşim ihtiyaç dışı olanı. Vatandaş dolar bozdururken dolarla uçak da almayın mesela.

 

 

Mazot almış yürümüş (ki kur artışı sebebiyle değil, OPEC'in üretimi kısma ve %12'lik fiyat artış kararı ile) esnafın girdi maliyetleri de aynı oranda. Dolardaki artış zaten yerle yeksan etmişken, neredeyse her gün gerçekleşen akaryakıt zammı...


Ne yapacak bu adam? Üretim (varsa) kısacak, ucuz ithal ürüne yönelecek, üreticilikten komisyonculuğa geçecek, el mahkûm dövizle ithalat yapacak. Ya da hali hazırda ithalat yaptığı için mevduatı döviz olarak tutan esnaf, tacir, tüccar ne yapacak?

 

Dedik ya “gelişmekte olan ülke” statüsünden çıkmayı bırakın daha da gerilere gidiyoruz.

 

“15’likler”in kurtardığı bu ülkede 20’lik gençlerimizi birer birer Rahmet-i rahmana uğurluyoruz

 

Çok değerli partililer, kıymetli misafirler

Bugün suni olarak tartıştığımız seçilme yaşı meselesinin yanında bir diğer acı gerçek “15’likler”in kurtardığı bu ülkede 20’lik gençlerimizi birer birer Rahmet-i rahmana uğurlamamız.

Birkaç gün önce sona erdiği ilan edilen El Bab operasyonlarında 70’e yakın evladımız şehadete erdi. 2015-2016 yılları arasında teröre kurban verdiğimiz yiğit sayısı 1093. İktidarın hayalleri ile akıldan yoksun girdiği macera canlar alıyor.

 

Bizler yavrularımızı, kardeşlerimizi verirken toprağa onlar kaç teröristi “etkisiz hale” getirdiklerini haber yaptırarak kahramanlık türküleri söylüyor. Biliniz; Bir devletin başarısı evlatlarını yaşatabilmesidir! Ne diyor Bismark  "Doğunun tüm zenginliklerini 1 Pomeranyalı askere değişmem"

 

Ancak iktidarın gayreti ile bunları konuşmak, yeni çatışma alanları ve sorunlardan uzak durmak yerine hamasetle gelişen bir husumet ikliminin içine çekiliyoruz. Gençlerimizi 40 yıldır süren etnik bölücü teröre kurban vermeye devam ederken bir taraftan medya soytarısı siyasilerin utanmaz açıklamalarını duyuyoruz.

 

“Kendilerini “Allah’ın koruduğunu” söyleyen siyasilere soruyoruz”

 

Kendilerini “Allah’ın koruduğunu” söyleyen bu siyasilere sormak istiyoruz;

O vakit neden bu kadar kalabalık koruma orduları ile geziyorsunuz? Haşa Allah’a mı güvenmiyorsunuz?

 

Memleket teröre teslim olmuşken “yıkılmayacağız” demelerine rağmen bombalarla, kurşunlarla canlar yıkılırken unutuyorlar. "Terör başarılı olamayacak" söylemi insanlarımız öldükçe anlamını yitiriyor. Terörün başarısızlığı eylem yapamamasıdır; net! Net olan başka bir şey ise teröre iktidarın verdiği destek!

 

Bugün Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda etnik bölücü terör örgütünün neden olduğu terör nasıl palazlandı yeniden?

 

Ya da El Bab’da bombalı saldırılarla, pusularla askerimizi şehit eden emperyalizm artığı radikal dinci terör örgütü IŞİD? Ya da 15 Temmuz’da hain bir darbe girişimi ile 248 vatandaşımızı katleden Fettulahçı terör örgütü?

“Beraber yürüdük biz bu yollarda” diyerek, vuslat ve hasret şarkıları söyleyerek, gözleri siyasi hesap ve hırs bürüyerek FETÖ’ye açtınız tüm kurumları, devletin tüm imkanlarını; ne oldu? Ergenekon ve Balyoz gibi kurmaca davalarla Atatürkçülük ve TSK ile hesaplaşma saikiyle doldurdunuz silahlı kuvvetleri militanlarla; ne oldu? “Kazan kazan” mantığıyla bu terör örgütüne kapitülasyonlar verdiniz adeta; ne oldu?

 

Peki ya PKK? Milliyetçi camiadan umudu kesince, asıl yüzünüz milliyetçi vatanperver camia tarafından görülünce oy devşirmek için “çözüm” dediniz, teröriste elletmediniz, bebek katiline “sayın” dediniz, şehir yapılanmalarını “bir grup genç” diye nitelediniz, TC’yi kaldırdınız, hakim savcı taşıdınız, andımızı yasakladınız, iktidarınızı paylaştınız, el sıkıştınız, gizli anlaşmalar yaptınız; ne oldu?

 

“Memleket yangın yeri”

 

Ya IŞİD’e ne demeli? “Öfkeli çocuklar” dediniz, “haksızlığa uğradılar” dediniz, biz eminiz ki bir dönem silah ve mühimmat verdiniz, söylemlerinizle IŞİD mantığını beslediniz, hücre evlerini görmediniz, ne hale geleceğini göremediniz, görmek istemediniz; ne oldu?

Ne oldu biz söyleyelim, memleket yangın yeri!

 

Kıymetli Demokratlar,

Memleket bu haldeyken, tıpkı 1946 yılının 7 Ocağında olduğu gibi aynı heyecanla bir aradayız. Yalnız partimizin organlarını şekillendirecek, genel başkanlıktan kurullarına güven tazeleyecek bir kurultayı değil, 71 sene önceki gibi kötü gidişe dur demenin, o günkü gibi tek adamlığa dur demenin, büyük bir sıçrayışın, demokrasiyi kucaklamanın vesilesini yerine getiriyoruz.

 

2012 yılının Mayıs ayından bu yana türlü imkânsızlık ve olumsuzluklara rağmen davalarının, ülkülerinin, özlemlerinin peşinden giden tüm partililerimize, yöneticilerimize, Edirne’den Ardahan’a, İzmir’den Iğdır’a fikrimizi temsil eden arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz.

 

 

İki sene evvel ortaya koyduğumuz irade beyanında olduğu gibi, aynı rotada azim ve kararlılıkla, daha büyük bir şevk ve heyecanla yürüyeceğimizin, toplumun her kademesinde hissedilen sorunlara, milletimizin temel kaygılarına çözüm üretme gayreti ile hareket edeceğimizin, tarihi sorumluluğumuz ve taşıdığımız bu onurla her türlü şartta mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.

 

71 sene evvelki gibi “hayra anahtar” olmak için karşınızdayız.

 

Birlikte yapacak çok işimiz, Büyük Türkiye İdeali için ezdiğimiz bir nefsimiz var. Birlikte daha aşılacak çok engelimiz, şahsi değil milli ikbalimiz var. Birlikte alınacak çok mesafemiz, ilkemiz, ülkümüz, hedefimiz var.

 

İşte bu nedenle önümüzdeki günlerde milletin karşına gelecek olan anayasa değişikliği referandumundan başlamak üzere, ilkelerimiz, gayelerimiz, milli menfaatlerimiz gereği hayr için hayır diyerek yola çıkıyoruz.

 

“Her sorunu çözmek için yine ve yeniden vira bismillah diyoruz”

 

Türkiye için tasavvur ettiğimiz Rota’ya girmek, Türkiye’yi suni meselelerinden kurtarıp gerçek meselelerini konuşur hale getirmek, konuşulan her sorunu çözmek için yine ve yeniden vira bismillah diyoruz.

 

Ekonomiden sağlığa, dış politikadan eğitime ve temel sorunumuz haline getirilen ulusal ve uluslar arası güvenliğe kadar, hürriyetçi demokratlar olarak mücadeleye and içiyoruz.

 

1946’da Demokrat Parti’nin kuruluşundan önceki dönemde, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinde ülkenin doğu vilayetlerinde dışarıdan ortaya çıkan tehdit bugün iktidarın gayreti ile bizzat içeriden yürümektedir. O günün şartlarında üretmeyen çiftçi bugün de aynı haldedir. Türkiye’de iktidar yemekte, millet, iktidarı, iktidarı tayin ettiği “özgür basın” ile izlemektedir.  Velhasıl Türkiye, 1946’da ihtiyaç duyduğundan daha ciddi şekilde demokrasiye ihtiyaç duymakta, demokrasiyi uygulayacak kadroları aramaktadır.

 

İşte bu noktada bugün, 71 yıl sonra Demokrat Parti, her türlü karşıt tertibe rağmen, içeriden ve dışarıdan yapılan her türlü saldırıya rağmen yeniden millete sözü teslim etmek, demokrasiyi yeniden millete hizmetkâr etmek için var olduğunu duyurmaktadır.

 

Bugün, 2016 yılı 26 Şubat’ı, Demokrat Parti’nin ikinci kuruluş tarihi olarak hafızalarda yer edecek, Türk siyasi tarihinde yeniden bir “Beyaz Devrim” için milat addedilecektir.

Millet için var olan Demokrat Parti millet için var olmaya devam edecektir.

 

Bugün, bu ülkenin zerrece cefasını çekmemiş olmasına rağmen sefasına meyleden, miras derdine düşenlere, “Yeni Osmanlıcılık” adı altında cumhuriyetle hesaplaşma gayretine düşen, ecdadı Osmanlı’yı kendine kılıf etmeye gayret edenlere karşı bizler de bir miras peşindeyiz;

Bizler de ecdadımızın mirasını istiyoruz!

 

Kürşad'ın cesaretini, Ömer'in adaletini, Ali'nin hamiyetini, Alpaslan'ın kabiliyetini, Fatih'in muzafferiyetini, Süleyman'ın ferasetini, Hamid'in dirayetini, Menderes’in vasiyetini ve Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyetini istiyoruz.

 

Ve bir kez daha hatırlatmak istiyoruz;

Bırakın şahsi ikballerinizi; memlekete bir "HAYIR"ınız dokunsun!

İşte bu duygu ve düşüncelerle Türkiye’mizin en ücra köylerinden, kasabalarından, şehirlerinden kalkıp bu günde kongremizi onurlandıran, siz cefakâr, siz vefakâr, siz hak bilir, siz hukuk bilir, siz kadirşinas Büyük Türkiye Sevdalılarına en derin hürmetlerimi sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

 

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”


Kaynak ( DP )