Genel Başkanımız Gültekin Uysal, demokrat geleneğin önemli temsilcileri eski bakan ve milletvekillerimizle birlikte basın toplantısı düzenledi
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, demokrat geleneğin önemli temsilcileri eski bakan ve milletvekillerimizle birlikte basın toplantısı düzenledi
22 Şubat 2017 Çarşamba

“Evet diyenler, sadece bir kişi için evet diyeceklerdir ancak HAYIR diyenler, o bir kişi de dahil, tüm milletimiz ve devletimiz için HAYIR diyecektir”

“Değişiklik hakkında, ne iktidardan ne de iktidara hangi amaçla destek çıktığı bilinmeyen siyasi yapılardan tatmin edici bir izah getirilmemiştir”

(DP Basın Merkezi – 22 Şubat 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, demokrat geleneğin önemli temsilcileri eski bakan ve milletvekillerimizle birlikte Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi. Uysal, yaptığı konuşmada yapılacak anayasa değişikliği hakkında tatmin edici bir izahın yapılamadığına dikkat çekerek, “Evet diyenler, sadece bir kişi için evet diyeceklerdir ancak HAYIR diyenler, o bir kişi de dahil, tüm milletimiz ve devletimiz için HAYIR diyecektir” dedi.

 

Demokrat geleneğin önemli temsilcileri olan eski bakanlarımız Esat Kıratlıoğlu, Hasan Ekinci, Muhammet Kelleci ile eski milletvekillerimizden Enver Turgut, Ahmet Neidim, Muhtar Mahramlı, Mehmet Ali Yavuz, Ahmet Sayın’ın da hazır bulunduğu basın toplantısında konuşan Genel Başkanımız Gültekin Uysal, şunları ifade etti:

 

“Toplumun küçük bir kısmına tekabül edenlerin teklifi”

 

 “Saygıdeğer dava büyüklerim, kıymetli partililer, basınımızın çok değerli mensupları, hepinizi saygı ile selamlıyorum.

 

16 Nisan 2017 tarihinde, iktidarın, genel anlamıyla bir “toplum sözleşmesi” olan anayasaların ruhuna aykırı bir biçimde, kendi gibi düşünenlerle birlikte, yani toplumun küçük bir kısmına tekabül edenlerin teklifi ile yapılan değişiklik, halkoyuna sunulacaktır.

 

“Teklife tatmin edici bir izah getirilmemiştir”

 

Toplumun bir kesiminin görüşünün alındığı, hatta daha doğru bir ifade ile haberdar edildiği değişiklik hakkında, ne iktidardan ne de iktidara hangi amaçla destek çıktığı bilinmeyen siyasi yapılardan tatmin edici bir izah getirilmemiştir, getirilememektedir.

 

“Hayır demeyi düşünenlere aba altından sopa gösteriliyor”

 

Bunun yerine “hayır” demeyi düşünenlere “bağımsız ve tarafsız” yargı mensuplarının söylemleriyle ve iktidarın her kademesinden ismin açıklamaları ile aba altından sopa gösterilmekte, dahası hür irade kilit altına alınmak istenircesine “hayır” diyenler, hayır diyecek olanlar şucu-bucu ilan edilmektedir.

 

 

Her seçimde ve 2010 referandumunda tecrübe ettiğimiz üzere, kendilerine oy vermeyenleri temsil etmekten kendilerini azleden, hem hükmederken hem zikrederken, kendileri gibi düşünmeyenleri temsil etmeyen iktidar ve liderleri, bu yeni süreçte de kendileri gibi düşünmeyen herkesi "terörist" vb. şekilde en asgari siyasi nezaketten yoksun yakıştırmalarla itham etmiş, toplumun kutuplaşmasına ve ayrışmasına öncülük etmiştir. 

 

“Tek bir kesimin fikri ve bir anlayışın iktidarı sağlamlaştırılmak isteniyor”

 

Anayasalar, toplumların birlikteliği ve huzuru için, tüm fikirlerin temsiliyetini, azınlıkta olanın kendisini güvende hissetmesini ve korunmasını amaçlamaktadır. Ancak iktidarın yürüttüğü kampanyaya baktığımızda tek bir kesimin fikri ve bir anlayışın iktidarı sağlamlaştırılmak istenmektedir.

 

Tarihsel süreçlere baktığımızda hükmedenleri, hükümet edenleri ve yetkileri sınırlandırmak için yapılan anayasalara aykırı bir biçimde, mevcut anayasayı tanımadığını söyleyenler, kendi yetkilerini pekiştirecek bir eylemin içine girmişlerdir.

 

“Tarih tersine akıtılmak isteniyor”

 

Tarihin akışı keyfi idarelerde  anayasal düzenlere doğru olmuştur. Bundan 140 sene evvel mutlak monarşiden meşruti monarşiye geçmiş bir tarih yürüyüşü içinden geliyoruz.  Bugün tarih tersine akıtılmak istenmektedir. Sınırsız  yetki, sınırsız denetim anlayışı ile tarihin dışına düşme riski ile karşı karşıyayız.

 

 

Bu bakımdan yapılmak istenen bu değişikliğe “anayasa değişikliği” demek, “yeni anayasa” demek mümkün değildir.

 

“Anayasayı değiştirirken toplumun diğer kesimlerinin görüşünü almayanlar, partili olarak hükümet ettiklerinde de eşit davranmayacaklarını zımnen beyan etmişlerdir”

 

Fransız İnsan Hakları ve Yurttaşlık Belgesi’nde ortaya koyulduğu gibi “Kuvvetler Ayrımı” olmadığı yerde Anayasa ve anayasal düzenlerden bahsedemeyiz.

 

Dahası, bunu kendi koydukları isimle, yani “cumhur-başkanlık” sistemi olarak da nitelemek namümkün görünmektedir. Zira, anayasayı değiştirirken toplumun diğer kesimlerinin görüşünü almayanlar, partili olarak hükümet ettiklerinde de eşit davranmayacaklarını zımnen beyan etmiş olmaktadırlar.

 

“Hürriyetçi Demokratlar olarak, 71 sene evvel olduğu gibi bugün de “hayır” diyoruz”

 

Bizler, Hürriyetçi Demokratlar olarak, tarihsel sorumluluğumuz, kurucularımızın “tek adamlık” ve “milli şeflik” tecrübelerine dayanarak ve bu değişikliğin hem toplumsal huzura hem de demokrasiye mal olacağını gördüğümüz için 71 sene evvel olduğu gibi bugün de “hayır” diyoruz.

 

“Tüm kuvvetlerin, erklerin, fiilen toplanacağı bir hükümet etme şeklinin icra edildiği

bu sisteme hayır diyoruz”

 

O gün olduğu gibi, tek bir kesimin fikrinin ve yönetim anlayışının dayatıldığı, tek bir kişinin nefsinde “kuvvetlerin uyumu” diye kavramsallaştırılarak tüm kuvvetlerin, erklerin, fiilen toplanacağı bir hükümet etme şeklinin icra edildiği bu sisteme razı gelmediğimizi, 7 Ocak ruhu ile, ülkenin demokrasi ile buluşmasına aracılık eden bilinç ile “hayır” diyoruz.

 

 

Türkiye’de işler bir “çok partili” sistemin teşekkül etmesini sağlayan Demokrat Parti’nin bugünkü temsilcileri olarak, değişik fikirleri kaldırdığı gibi partileri de ortadan kaldıracak, parti devletinin yolunu açacak, yeni bir tek adam rejiminin doğmasına sebep olacak bu teklife o günkü saiklerle “hayır” diyoruz.

 

TBMM’nin  bütçe hakkının fiilen yok edileceği, hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olmaktan çıkıp bir kişinin iradesine hapsedileceği için hayır diyoruz. .

 

“Kendi bütçesini ayakkabı kutusunda tanzim eden bir iktidara

bütçeyi emanet etmek yanlıştır”

 

Kendi bütçesini ayakkabı kutusunda tanzim eden bir iktidara, bir anlayışa topyekun bütçeyi emanet etmenin yanlış olduğunu bildiğimiz için,

 

Orta Doğu'da romantik hayaller görerek gençlerimizi vatan savunmasından hayal savunmasına gönderenlere ülke güvenliği teslim edilemeyeceği, yarın bir gün başka nerelerde ne gibi hayaller görecekleri belli olmadığı için,

 

Anayasayı tanımıyoruz diyenlere KHK ile yasa yapma yetkisi teslim edilemeyeceği için,

 

Kendi sesinden, kendi sözünden başkasına tahammül edemeyenlere “torba” dolusu yetki verilemeyeceği için,

 

14 yıldır yürütmenin başında olmalarına rağmen ülkenin temel sorunlarını çözmek bir yana sorun üreten anlayışa yürütmeyi teslim etmenin sorunları çözmeyeceğini bildiğimiz için hayır diyoruz.

 

“Müsaade edildiği kadar demokrasiye ve adalete razı olmayacağız”

 

Müsaade edildiği kadar demokrasiye ve adalete razı olmayacağı için; iktidarlarında suçüstü yakalananların korunmasını amaçlayan bu “KORUMA KANUNA” hayır diyoruz.  

 

Bizler, Demokratlar olarak bu teklife evet demenin ve hayır demenin demokratik bir hak olduğunu biliyor, tabanımızla, partililerimizle, demokrat davaya inanan seçmenimizle istişare etmiş olarak bu teklife hayır diyoruz. 

 

“Yapacağımız Olağan Kongremizden başlamak üzere, nedenleri ile birlikte tüm Türkiye'ye "hayır" için dağılacağız”

 

Şunun da bilincindeyiz:

 

Siyasi ve ekonomik bir rant kaygısı ile iktidarın peşine düşenlerin dışında halis duygularla "evet" demeyi düşünen vatandaşlarımız; bizlerin, muhalefetin, "hayır" diyenlerin yeteri kadar anlatamaması, tehlikenin boyutunu izah edememesi sebebiyle bu yönde temayül göstermektedir. İşte bu nedenle Demokrat Parti olarak hafta sonu yapacağımız Olağan Kongremizden başlamak üzere, nedenleri ile birlikte tüm Türkiye'ye "hayır" için dağılacağız.  

 

71 yıldır hayırda yarışan bu hizmet hareketi, bu büyük gelenek inşallah memleketin her köşesinde hayırda buluşacaktır.

 

71 yıl önce Merhum Başvekilimiz Adnan Menderes’in, merhum Reisi Cumhurumuz Celal Bayar’ın ve o günden bu güne demokrasiye hayatını adamış nice kahramanların söylediği gibi

“Bu yeni Milli Şeflik denemesine, bir kişinin vesayetinin kurumsallaştırılmasına HAYIR diyoruz.”

 

Evet diyenler, sadece bir kişi için evet diyeceklerdir ancak HAYIR diyenler, o bir kişi de dahil, tüm milletimiz ve devletimiz için HAYIR diyecektir.

 

Hayra anahtar, şerre kilit olacağımızı tekrar, kararlılıkla beyan ediyoruz.”

 

Esat Kıratlıoğlu: “Başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanlığı sisteminin uymadığı ABD hariç, uygulanan tüm ülkeleri diktatör yapmıştır”

 

 

Genel Başkanımız Uysal’ın ardından konuşmasını yapan eski Bakanlarımızdan Esat Kıratlıoğlu ise neden hayır dediklerini gerekçeleriyle sıralayarak şunları kaydetti:

 

 

“Bu konuda 62 yıllık politik geçmişi olan, uzun yıllar Parlamentoda bulunan, Bakanlıklar, Genel Başkan Yardımcılıkları, Grup Başkanvekilleri ve 13 yıl Avrupa Konseyi Parlamento üyeliği ve yüksek tahsilini ile doktorasını Avrupa'da yapan birisi olarak düşüncelerimi sunacağım.

 

Cumhurbaşkanlığı sisteminin içeriğine şöyle bir bakalım:

 

Cumhurbaşkanı ve TBMM aynı günde ve 5 yıl için seçiliyor. Başbakanlık kalkıyor.

 

Cumhurbaşkanlığı yardımcıları ve bakanların tayinini Cumhurbaşkanı yapıyor. Bunların milletvekili sıfatlığı yok ama milletvekili dokunulmazlığı var.

 

Yüksek memurlar da Cumhurbaşkanlığınca atanıyor.

 

Hükümetin Kanun Tasarısını verme ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkartma yetkisi kalkıyor ve bakanların Meclis’e devamına lüzum kalmıyor.

 

KYK çıkartma yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Bakanlar hakkında Meclis’in denetim için vereceği gensoru ve sözlü soru kakkı kaldırılıyor. Bakan ancak milletvekilinin yazılı sorusuna cevap veriyor. Adeta bakanlarla milletvekillerinin ilişkisi kesiliyor.

 

Hükümeti tek başına yöneten Cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında TBMM'nin tek denetim yetkisi var o da cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında 301 imza ile soruşturma isteyebiliyor, 360 oyla soruşturmaya karar veriyor, 400 oyla Yüce Divana gönderiyor. (Meclis 600 üyeli)

 

Ayrıca Cumhurbaşkanının Meclis’i fesih yetkisi var. Cumhurbaşkanı isterse Yüce Divanı engellemek için 301 imza verildiğinde Meclis’i fesheder, kendisi de Meclis’te seçime gider.

 

Aslında Yüce Divan da Cumhurbaşkanının emrindedir Yüce Divan görevini de yapacak olan Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyesinin 12’sini cumhurbaşkanı doğrudan seçiyor (eskisi gibi), 3 üyeyi Meclis basit çoğunlukla seçiyor.

 

Cumhurbaşkanı aynı zamanda Parti Genel Başkanıdır. Meclis’teki bu seçim de onun kontrolü altındadır. Dolayısıyla Yüce Divana gitmek için 400 imza bulmak da imkânsızdır.

Bu şartlar altında Cumhurbaşkanı ve Hükümet, TBMM'nin denetimi dışındadır. Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Bu durumda TBMM'nin tek yetkisi kalıyor, kanunu yapmak.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim aynı gün olduğu için; kazanan Partili Cumhurbaşkanının partisi de Meclis’te çoğunlukla olacaktır.

 

Cumhurbaşkanı KHK’larla ülkeyi yönetecek ve Meclis’te kanun çıkararak bu kararnameleri kaldırmak zorlaşacaktır ve Cumhurbaşkanının OHAL’de çıkaracağı KHK’yı kanun çıkararak kaldıramayacaktır.

 

Bir Cumhurbaşkanı ikinci defa seçildikten sonra, döneminin bitmesine 1 ay kala isterse Meclis’i fesheder. Bu durumda Anayasa O’na üçüncü defa seçilme hakkı tanıyor.

 

HSYK 22 üyeden 13 üyeye düşürülüyor. Bunlardan  6’sını eskisi gibi Cumhurbaşkanı seçiyor, 7’sini de Cumhurbaşkanının Genel Başkanı olduğu Parti'nin Meclis'teki çoğunluğu seçiyor. Dolayısıyla bu kurul da Cumhurbaşkanının emrindedir.

 

HSYK Yargıtay üyelerini seçiyor ve tüm savcılar ve hakimlerin amiri oluyor. Yargıtay Başsavcısı ve vekilini Cumhurbaşkanı atıyor. 90 üyeye indirilen Danıştay'ın 3’te 1’ini Cumhurbaşkanı, 4’te 3’ünü de Cumhurbaşkanının kontrolündeki HSYK seçecek, böylece topyekun yargı da Cumhurbaşkanının kontrolünde olacak.

 

Bütçeyi Meclis’e Cumhurbaşkanı getirecek. Meclis kabul etmezse, Cumhurbaşkanı yeni bütçe kabul edilene kadar, bir önceki yılın rakamlarını yeniden değerlendirme oranına göre artıracak ve uygulayacak, Meclis devre dışı kalacak.

 

ABD ve Güney Amerika, Afrika, Asya'daki devletler başkanlık sistemini uyguluyor. ABD hariç (Cumhurbaşkanlığı sistemi ona da uymuyor) diğerlerinin tamamı, diktatörlükle yönetiliyor. Buna karşılık Avrupa'da tüm devletler ise (yarı başkanlık Fransa dahil) parlamenter sistemi uyguluyor. Çoğu koalisyonla, hatta bazıları 2.Cihan Harbi’nden beri koalisyonla yönetiliyor. Mesela Avusturya ve büyük manada Almanya. Hiçbirisi, hatta sıkça koalisyon hükümetleri yaşayan İtalya ve Yunanistan dahil, başkanlık sistemine geçmeyi düşünmüyor. İki başlılığı da önlemişler; esas parlamenter sistem olduğu için başlarında ya yalnız temsil sıfatı bulunan kral ya da halkoylamasıyla gelse dahi, yalnız temsil sıfatı bulunan Cumhurbaşkanı vardır. İki başlılık yok, vesayet yoktur. Hepsinde de milli gelir 40 bin doların üstünde.

 

Türkiye 1960 ve 1980 Türkiye’si değil artık. İhtilal koalisyonları da olmaz artık. Halk sokağa ihtilal desteklemek için değil, durdurmak için iniyor.

 

Türkiye’de en büyük şikayet konusu olan iki başlılığı önlemenin demokratik çözümü şudur:

Avrupa devletleri gibi parlamenter sistemdedir ve halkoylamasıyla gelse dahi Cumhurbaşkanına yalnız temsil sıfatı vermektir. Başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanlığı sisteminin uymadığı ABD hariç, uygulanan tüm ülkeleri diktatör yapmıştır. Bunun nesini deneyeceğiz. Bir Arap atasözü vardır der ki; tecrübe edileni tekrar deneme, pişman olursun.”

 

 

Hasan Ekinci: “Hazırladıkları anayasa, 140 yıl önceki anayasadan daha da geridir”

Eski bakanlarımızdan Hasan Ekinci ise bu anayasa değişikliğine daha tarihsel bir açıdan yaklaşarak yaptığı konuşmada, “Eski Osmanlılık sevdasını epey zaman önce başlattılar. Bu, o zihniyetin hazırladığı bir anayasadır. Hazırladıkları anayasa, 140 yıl önceki anayasadan daha da geridir. Bundan dolayı çok gerici bir anayasa olduğunu anlatmamız gerekiyor. Denetim yok, gensoru yok, başbakan yok. En azından Osmanlı’da Sadrazam vardı, hükümet kurardı. Milletvekillerinin yüzde 50’sinden fazlasını cumhurbaşkanı kendisi seçecek. En azında II: Abdülhamit yasasında yargı dokunulmazdı, yargının bağımsızlığı esastır diyordu, hakim ve savcılara dokunulamaz diyordu. Ama bizde hakim de Cumhurbaşkanı, savcı da Cumhurbaşkanı.”


Kaynak ( DP )