Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu ziyaretinde anayasa değişikliğiyle ilgili görülerini ifade etti
True
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu ziyaretinde anayasa değişikliğiyle ilgili görülerini ifade etti
19 Ocak 2017 Perşembe

“Sembolik cumhurbaşkanı hüviyetiyle beraber ülkenin yargı bağımsızlığı, etkin yasama ve etkin yürütmeyle beraber yeniden şekillendirilmesini talep ediyoruz”

“İnsan Hakları Beyannamesi’nin 16. maddesinin de söylediği gibi; bir memlekette erkler ayrılığı yoksa anayasadan bahsedemeyiz”

 

 

“AKP ve MHP içerisinde “yanlış ama evet”çiler olduğunu büyük bir üzüntüyle görüyoruz. Bu manada milletimizin önüne hangi seçim beyannamelerini koyarak yetki almışlarsa onlara uygun davranmalarını beklediğimizi ifade ederiz”

 

 

(DP Basın Merkezi – 19 Ocak 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu ziyaretinde anayasa değişikliğiyle ilgili görülerini ifade etti.

 

Karamollaoğlu’na genel başkanlığa seçilmesinden dolayı tebriklerini ileten Genel Başkanımız Gültekin Uysal, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.

 

Uysal, burada yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

 

“İnsan Hakları Beyannamesi’nin 16. maddesinin de söylediği gibi; bir memlekette erkler ayrılığı yoksa anayasadan bahsedemeyiz”

 

“Genel Başkan Sayın Temel Karamollaoğlu şahsında Saadet Partisi’ne, bizlere gösterdiği misafirperverlikten dolayı teşekkür ediyorum.

 

Ziyaretimizde karşılıklı olarak çok geniş çerçevede değerlendirmelerimiz oldu. Hem gündemle ilgili hem de geriye doğru tarihsel birtakım değerlendirmelerle beraber memleketin geleceğiyle ilgili ortak pek çok fikriyatı konuşmaya gayret gösterdik. Çok olumlu bir görüşmemiz oldu.

 

“Anayasa değişikliği gündemin başat meselesi”

 

Sayın Genel Başkan da ifade etti; Türkiye’de özellikle bu anayasa değişikliği gündemin başat meselesi şu anda. Demokrat Parti olarak biz de fikriyatımızı kuruluş felsefemizin, kuruluş ruhumuzun ortaya koyduğu noktada ifade etmeye çalıştık. 1789 Fransız Devrimi’nden itibaren ortaya koyulmuş İnsan Hakları Beyannamesi’nin 16. maddesinin de söylediği gibi; bir memlekette erkler ayrılığı yoksa anayasadan bahsedemeyiz.

 

 

İnsanlığın yol aldığı modern çizgide Türkiye, keyfi yönetimlerden anayasal yönetimlere doğru gittiği istikametten, bugün geriye doğru götürülerek, bir deli gömleği giydirilme teşebbüsüyle karşı karşıyadır. “Bir kişinin nefsinde bütün erkleri toplayalım” gibi bir gayretle toplumun azınlık kesimlerinin kendi geleceğiyle ilgili güven duymadığı bir sistemi Türkiye’nin taşıyabilme imkanı yoktur.

 

Seçim beyannamelerimizde de belirttiğimiz gibi bugün ağır aksak işleyen parlamenter demokratik modelin daha net bir şekilde işleyebilmesi, temsilde adaletin sağlanabilmesi, Meclis’in yasama faaliyetiyle beraber denetleyebilme faaliyetini de etkin bir şekilde yerine getirebilmesi adına; üyeliklerin seçim kurullarında teminat altına alınmasından ön seçimlerin her siyasi parti için zorunluluk olmasına kadar, daraltılmış bölgeyle beraber vekalet veren vekalet alan ilişkisinin çok sağlıklı bir temele indirgendiği, sembolik cumhurbaşkanı hüviyetiyle beraber ülkenin yargı bağımsızlığı, etkin yasama ve etkin yürütmeyle beraber yeniden şekillendirilmesini talep ediyoruz.

 

“Türkiye’nin müştereklerini genişletmesi gerekirken, ayrılık noktalarının

daha da derinleştiğini görüyoruz”

 

Bu manadaki fikirlerimizi hem yetkili kurullarımızla hem de büyük geleneğin sahibi olarak geçmişten günümüze önemli vazifeler ifa etmiş eski yöneticilerimiz, genel başkanlarımız, bakanlarımızla da müşaverelerimizi yaptık. Sayın Genel Başkanın da ifade ettiği gibi Türkiye’nin bir yenilenmeye, özellikle 15 Temmuz sonrası iktidarıyla muhalefetiyle bir ortak tasavvura sahip olma imkanı varken milletin bu noktada kılavuzluğu da ortadayken, bunu aksi istikamette Türkiye’yi yeniden daha derinleştiren kutuplaştırma iklimi içerisinde zihinlerin, vicdanların gönüllerin bölündüğü noktada bu tartışmaları yapmak, bölgenin genel konjonktürü, yaşadığımız terör belasını da göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin müştereklerini genişletmesi gerekirken, ayrılık noktalarının daha da derinleştiğini görüyoruz.

 

“Saadet Partisi’nin yaptığı açıklamaları, sağduyu açısından

önemli bir işaret fişeği olarak değerlendiriyorum”

 

İnşallah bu sağduyuya davet noktasında büyük bir geleneğin temsilcisi olan Saadet Partisi’nin yaptığı açıklamaları, bugün iktidarda olan siyasi heyetin geçmişteki birliktelikleri dolayısıyla hem Sayın Koaramollaoğlu’nun hem de milli görüş teşkilatının ortaya koyduğu tavrı da sağduyu açısından önemli bir işaret fişeği olarak değerlendiriyorum.

 

 

Biz şimdiye kadar hiç toptan reddiyeci bir mantık içerisinde olmadık. Önümüzdeki süreç içerisinde de birtakım insanların muhalefette, Meclis’te yaptığı gibi meselenin esasını dinlemeden “iktidar tarafından geliyorsa her şeyi reddeden” bir anlayışta olmayacağız. Bu manada, Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası yaşadığı hadisede de açık yüreklilikle iktidara desteğimizi beyan ettik. Fırat Kalkanı Harekatı gibi Türkiye’nin güvenliğini kısa ve orta vadede etkileyebilecek hadiselerin gelişmekte olduğu bir noktada TSK’nın ve iktidarın attığı birtakım adımları olumlu bulduğumuzu da ifade ettik.

 

“Milletvekilliğinin şahsiyetini sıfırlayan davranışlardan

milletvekillerimizin uzaklaşmasını arzu ediyoruz”

 

Ama burada, bu konuda bir yanlış var, derinden işleyen bir yanlış var. O manadaki yanlışı da her platformda ifade etmekten geri durmayacağız. Birilerinin Türkiye’yi daha da daralttığı, yaftalama gayreti içerisine girdiği konjonktürel galeyanlara gelmeden sağduyuyu işleterek net tavrımızı millete anlatacağız.

 

Türkiye’nin önemli bir demokratik birikimi var. Mutlak monarşiden meşruti monarşiye bundan 140 yıl evvel geçmiş bir ülkenin 1876’dan itibaren meşrutiyet ile cumhuriyet ile çok partili siyasi hayat ile bugün “katılımcı müzakereci demokrasi modeli” dediğimiz bu modelleri icra edebilme imkanımız varken, milletvekilliğinin şahsiyetini sıfırlayan davranışlardan milletvekillerimizin uzaklaşmasını arzu ediyoruz.

 

2010 referandumunda “yetmez ama evet”çiler vardı bugün de görüyoruz ki iktidar kanadında ve onun dışındaki özellikle Milliyetçi Hareket Partisi içerisinde “yanlış ama evet”çiler olduğunu büyük bir üzüntüyle görüyoruz. Bu manada milletimizin önüne hangi seçim beyannamelerini koyarak yetki almışlarsa onlara uygun davranmalarını beklediğimizi ifade ederiz.”

 


Kaynak ( DP )