Genel Başkanımız Gültekin Uysal, partimizin 70. kuruluş yıldönümünde bir konuşma yaptı
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, partimizin 70. kuruluş yıldönümünde bir konuşma yaptı
8 Ocak 2016 Cuma

“Türkiye’nin bir “demokrasi” tarihi varsa bu, Demokrat Parti sayesindedir. Dahası bugün tartışılabilecek kadar dahi olsa var olan demokrasinin harcını demokratlar karmıştır”

 

“Bugüne, 15 sene önceden bakarak değil 70 sene önceden bakarak konuşunca “ak” mı “kara” mı anlayabiliyoruz”

 

 

(DP Basın Merkezi – 07 Ocak 2016) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Demokrat Parti’nin 70. Kuruluş Yıldönümümü dolayısıyla düzenlenen törende konuştu. Uysal, yaptığı açılış konuşmasında “Bugün; millet hükümet içindir diyenlere karşı 70 sene evvelden hükümet millet içindir diyen bir siyasal hareketin neferiyiz” dedi.

 

“Bugün Millet hükümet içindir diyenlere karşı 70 sene evvelden hükümet millet içindir diyen bir siyasal hareketin neferiyiz” diye konuşan Uysal, konuşmasında şunları söyledi:

 

 

“Kıymetli Demokratlar, izninizle sözlerime bu vatan için, bu millet için ve bu dava için hayatını vakfetmiş, ahrete intikal etmiş kahramanlarımızı, şehitlerimizi saygı ve rahmetle  anarak başlamak istiyorum.

 

70 yıldır, bir destan dinliyoruz. 70 yıldır, kanımızla, canımızla, duamızla bir destan yazıyoruz.

70 yıldır Milletimiz için, memleketimiz için dua ediyor ve hamdolsun onların dualarına mazhar oluyoruz. 70 yıldır milletimiz için didiniyoruz. 70 yıldır milletimiz için hep daha fazlasını diliyor bunun için de onları dinliyoruz. 70 yıldır “yeter! Söz milletin” diyoruz.

 

Ve elbet 70 sene önce olduğu gibi “Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin geniş ve ileri bir anlayışla gerçekleşmesine ve umumî siyasetin demokratik bir görüş ve zihniyetle yürütülmesine hizmet” edeceğimize söz veriyoruz.

 

 

70 sene evvel, tam bir millet aşkı ile hayata başlayan, hizmet aşkı ile dağa taşa yayılan demokrat gelenek, bugün işte bu 70 yıllık emeğinin, 70 yıldır aldığı hayır dualarının sayesinde ve elbet başta milletin kalbinde ayaktadır.

 

Demokrat gelenek, kutlu bir davanın hizmetini, nerden gelirse gelsin zulmün hezimetini gaye edinmiştir.

 

İşte bu gaye, Demokrat Parti’yi 70 yıllık ömründe, her daim zulmün hedefi haline getirmiş, Türk siyasi tarihinin gerçek mağduriyetini demokratların yaşamasına sebep olmuştur.

Her ne şartta olursa olsun, demokrasi inancı ve göğsündeki imanı ile her türlü zorluğa sebat eden demokratlar, milletin sevgisini ödül bilebilmiştir, bilmeye de devam etmektedir.

 

Elbette ne nesir, ne şiir anlatabilir bizlerin millet aşkını. 70 yıl; koca bir ömür…

Yazılacak değil yaşanacak bir tarih, bu bakımdan anlatması da pek zor.

Anlatmak zor belki ama anlamak değil. Koca bir ülkenin her köşesinde hizmetleri ile imzasını atmış bir koca çınar Demokrat Parti. Dahası, bugün en temel tartışmalarımızın bile 70 sene önce cevabını vererek, bu ülkenin en temel sorunun demokrasi olduğunu söyleyerek dahi büyük bir hizmet vermiştir.

 

Türkiye’nin bir “demokrasi” tarihi varsa bu, Demokrat Parti sayesindedir. Dahası bugün tartışılabilecek kadar dahi olsa var olan demokrasinin harcını demokratlar karmıştır.

 

70 sene evvel “Partimiz, demokrasiyi, millî menfaata ve insanlık haysiyetine en uygun bir prensip olarak tanır” diyerek, yalnız siyasi saiklerle değil insani kaygılarla da demokrasiyi elzem görmüştür. Bir tarafta kul hakkını bir tarafta insan haklarını gözeten Demokratlar, insanlık dışı muamelelere de göğüs germek durumunda kalmıştır.

 

Bu ülkede demokrasi karşıtı her tertibin ilk hedefi demokrasinin kalesi olan partimiz olmuş; tanka, topa, tüfeğe ve idam sehpalarına direnmiştir.

 

Nefesinin sonuna kadar, kesesinin sonuna kadar millet diyen bu dava yıkılmamıştır, yıkılmayacaktır.

 

Pek manzum bir konuşma olduğunun farkındayım, ancak bu mutlu günde sahip olduğum duygunun ve gururun da tarafınızdan anlaşılacağı kanaatindeyim.

 

 

Elbette bu duygunun, duygusallığın tek nedeni, yalnız bu davanın “bismillah” deyişinin yıl dönümü olmasından değil, biz demokratların millet için, milletin memleket için kurduğu hayallerin örselenmesine, yerle yeksan edilmesine tanıklık ediyor olmamızdandır…

70 sene evvel Partimizin ilk programında amaçlarımız sayılırken kayda giren bir maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

“Geniş ve ileri manasile demokrasi, bütün millet faaliyetlerine millî iradeyi ve halkın menfaatini hâkim kılmak, yurddaşın ferdî ve içtimaî bütün hak ve hürriyetlerine sahip olmasını gerçekleştirmek, yurddaşlar arasında hukuk eşitliğini, menfaatlerde ahengi sağlamaktır.”

 

Yalnız bu madde, bu and üzerinden dahi değerlendirdiğimizde, bugün yaşananların içimizi nasıl kanattığını anlamak kolay olsa gerek.

 

Cumhuriyet’in ilanından beridir, asgari müşterek haline gelmiş “hakimiyet-i milliye” ilkesinin bugün nasıl ayaklar altına alındığına, kişilerin, ailelerin menfaatlerinin milli menfaatlerin önüne nasıl geçtiğine, yurttaşın ferdi ve içtimai bütün hak ve hürriyetlerine nasıl sahip olamadığına, iktidar sahiplerinin bu hak ve hürriyetleri nasıl keyfince gasp ettiğine,

yurttaşlar arasında hukuki eşitliğin nasıl çiğnendiğine acı ile tanıklık ediyoruz.

 

70 sene önce koyduğu hedef ile bugünün dahi sorunlarına cevap verme kabiliyetinde olan Demokrat Parti’yi anlatmanın ne kadar zor, anlamanın ne derece kolay olduğunu görüyoruz.

Bugüne, 15 sene önceden bakarak değil 70 sene önceden bakarak konuşunca “ak” mı “kara” mı anlayabiliyoruz.

 

Bugün, 15 sene öncesine bakarak gelişmeden bahsedenler için acı bir haber veriyoruz;

bırakınız ileride olmayı, yaklaşamadınız bile.

 

Her zaman söylediğimiz gibi, demokrasi araç değil inançtır. Bugün 70 yıl diyebilmemizin, bir olabilmemizin, kutlayacak bir değere sahip olmamızın sebebi de budur.

 

Bizler demokrasiyi keyfe göre, ranta göre giyilip çıkarılacak bir gömlek, takılıp atılacak bir rozet olarak değil bir ruh olarak görüyoruz. İşte yaş alacak ama yaşlanmayacak bu hareketin halen ayakta kalmasını da buna bağlıyoruz.

 

Biz diyebilenlerin, biz olabilenlerin, millete saldıran değil millete sarılan, ayıran değil nefsine karşı dahi milleti kayıran bir hareket Demokrat gelenek…

 

Neresinden bakarsanız bakın bugün duygu yüklüyüz.

 

70 sene önceyi andığımızda hatırımızdan zaten hiç çıkmayan ancak böyle günlerde hatırlarda acısı daha da katmerlenen kayıplarımız, onların bu millet için kurdukları hayaller, milletin sahip olduğu ümitlerle duygulanıyoruz. Ve elbet feyz alıyoruz. Hususiyetle son 14 senede her bir yıl, her bir gün yaşananlarla 70 sene önceyi, o günkü gayeyi daha iyi okuyoruz.

 

70 sene evvel bugün için taşıdığımız kaygılara cevap veren bir programla siyasi hayatına başlamıştı partimiz. 2015 yılından geriye sayarak gerçek demokratların dert edindiği meseleleri biz halen o programdan okuyoruz.  Demokrasiyi icat ettiğini sananlara da ciddiyetle okumalarını tavsiye ediyoruz.

 

Son iki yılda gerçekleşen dört seçim için 70 sene evvel partimiz programında ne söylüyor; “Millî iradenin tam tecellisi, seçimlerin her türlü müdahaleden ve serbest olarak gizli rey ile yapılmasına ve siyasî partilerin eşit haklara sahip bulunmalarına bağlıdır. Seçimlerin serbestliğini bozacak hareketleri, millî hakimiyete karşı işlenmiş bir suç addederiz.”

 

Yalnızca buradan bakınca dahi, Türk Demokrasi tarihini 2002 yılından başlatanlara yeterince cevap ve emsal buluyoruz.

 

Sadece demokratik açıdan değil, hak ve hürriyetler açısından, dış politika açısından, hükümet etmenin adabı açısından da bugüne, bugünkülere ders verecek bir ilkeler manzumesi Demokrat gelenek.

 

Bugün her ölenin, her öldürenin, her mağdurun kimliğine bakanlara, milliyetçi söylemlerin arkasına sığınanlara karşı “her türlü ayırıcı temayülleri reddeden bir milliyetçilik telakkisine bağlıyız” diyerek olması gereken söylenmişti 70 sene evvel. “iyi vatandaş” anlayışı 70 senedir değişmeden, kendisine oy veren değil, kanuni vazifelerini yerine getiren kişidir;  bugünkü zihniyete inat.

 

Eğitimde kendisini alkışlayacak değil gerçekten “iyi” olacak, yani kanuni vazifelerini yerine getirecek, başkalarının hakkını gözetecek bireyler yetiştiren bir sistemi arzulamış, bunu gerçekleştirmeyi şimdi olduğu gibi kendisine vazife saymıştı.

 

“Dinin siyaset olarak kullanılmasına, devlet işlerine karıştırılmasına, başka dinler aleyhine propaganda vasıtası yapılarak yurttaşlar arasındaki sevgi ve tesanüdü bozmasına, serbest tefekküre karşı taassup duygularını harekete getirmesine asla müsamaha olunmamalıdır.” demiş ve adeta 70 sene sonraya mesaj vermişti. O gün bizlere öğrettikleri gibi Besmeleden nemalanmak için değil rahmet umarak çektiler. Bizlere sabır etmeyi de öğrettiler, dört duvar arasında öğrendikleri gibi…

 

 

Bugün siyasi iktidarın gayreti ile etrafı ateş çemberine dönmüş, etrafında konu komşu bırakılmamış bir ülke için mezhepsel değil, akılcı bir genel politika belirlemişlerdi.

“Dış politikamız, milletlerin hukuk eşitliğine, milletler arası siyasî, iktisadî ve kültürel iş birliğine, kolektif güvene, iyi komşuluk münasebetleri esasına dayanmalıdır. Millî varlığın ancak millî kuvvetle korunabileceği kanaatine bağlı kalmakla beraber, milletler birliği gayesini hedef tutacak barışçı ve açık bir dış siyasetin, memleket menfaatlerine en uygun bir realist yol olduğuna inanıyoruz.” demişlerdi.

 

Bugün Millet hükümet içindir diyenlere karşı 70 sene evvelden hükümet millet içindir diyen bir siyasal hareketin neferiyiz.  7 Ocak 1946’da “İç işlerinde, hükümeti ve teşkilâtını, halkın dışında ve üstünde bir varlık değil, sadece, halk tarafından amme vazife ve hizmetlerin görmek üzere kurulmuş bir idare cihazı saymak esaslı bir prensibimizdir. İyi bir idarenin gayesi, devletle bütün muamele ve münasebetlerinde yurttaşa tam bir emniyet verebilmektir” demiş ve adeta bugüne dair bir öngörüyle bugünü tenkit etmişlerdi.

 

21. yüzyılda saltanatı isteyen, aile fertlerine liyakata bakmaksızın makam, mevki veren bir siyasal anlayışa karşı liyakat ve çalışkanlığın terfinin ana kaidesi olduğunu söylemişlerdi. Sırf kendi fikrinden değil diye memur cezalandıran bürokratik otoriteye de 70 yıl önceden “Memurların tayin, terfi, cezalandırılmak hususlarının takdirden ziyade objektif usullere bağlanması”nı şart koşmuşlardı.

 

Bugün bu vesile ile andığımız sözler, kendileri abide şahsiyetlerin, demokrasi adına bıraktığı abidelerdir. Hayatları, mücadeleleri, azimleri, sabırları, adapları ile yalnız yaşadıkları döneme değil, sonrasındaki her döneme de misal olan, başta Demokrasi Şehitlerimiz Başvekil Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan olmak üzere tüm demokratların en büyük mirası Demokrat Parti’dir.

 

O günden bugüne, sözleri ve özleri ile ders olmuş olan kıymetli demokratların emaneti olan Demokrat Parti milletindir.

 

Gururumuz ise bizlere kutlanası bir günü armağan etmeleridir.

 

Bu gurur Türk Demokrasisi’nin, bu gurur Türk Milleti’nindir.

 

Sözlerimi, böyle bir davanın neferi olmaktan duyduğum onurla ve elbet bu koca ömre emeği geçmiş tüm şahsiyetlere duyduğum şükranla bitirirken, bir kez daha bu davaya, kısacası millete hizmet etmiş tüm kahramanlarımızı, şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum.”


Kaynak ( DP )