Eski Bakanlarımızdan Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara 1.Bölge Milletvekili Adayımız Muhammet Kelleci, Ankaralı seçmenlere seslendi
True
Eski Bakanlarımızdan Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara 1.Bölge Milletvekili Adayımız Muhammet Kelleci, Ankaralı seçmenlere seslendi
22 Ekim 2015 Perşembe

(DP Basın Merkezi – 22 Ekim 2015) Eski Bakanlarımızdan Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara 1.Bölge Milletvekili Adayımız Muhammet Kelleci, Ankaralı seçmenlere haber merkezimiz aracılığıyla seslendi.

 

Ankaralılara çare sizsiniz diye seslenen Kelleci, gönderdiği mesajında şunları ifade etti:

 

 

Cumhuriyetimizin en önemli simgelerinden birisi olan Başşehrimiz, Ankara’nın değerli sakinleri! Sizleri, saygıdeğer hanımefendi ve beyefendi hemşerilerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

 

1946 yılından bu yana Türk siyasetine damga vurmuş, kalkınma ve demokratikleşme yolunda unutulmaz hizmetleriyle tarihe geçmiş, amblemi Kırat olan Demokrat Parti’nin Ankara 1.Bölge 1.sıra adayı olmaktan büyük şeref duyduğumu öncelikle ifade etmek istiyorum.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti olarak çok sıkıntılı ve acılı günler geçirmekte olduğumuz, hepinizce malumdur. Geçmişte bu kadar nüfusu ve imkanları yokken bile dünyanın her yerinde büyük saygınlığı olan Devlet ve Milletimiz, bihassa son 13 yıldan beri iktidar olan, devlet idaresi ve geleneğinden bihaber, ihtirasları her şeyin önüne geçmiş kişilerce adeta dünyadan dışlanmış, alay konusu haine getirilmiştir.

 

Evet, geçmişte de yanlışlıklar, gayrimeşru işler olmuştur ama göz göre göre bu kadar soygun, hırsızlık ve talan, bırakınız Türkiye’yi, dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile görülmüş değildir.

 

Malum iktidar ve yetkilileri, ülkemizde 13 yıldır meydana gelen ne kanuna, ne vicdana, ne ahlaka sığmayacak olaylar karşısında bile, büyük bir pişkinlikle “filanlar bizi aldatmış” deyip geçmektedir.

 

“12 sene filan cemaat tarafından, son 3 sene PKK tarafından aldatılanların

devlet idare etmeye yetkileri olabilir mi?”

 

12 sene birlikte hareket ederek milletimizin göz bebeği Türk Ordusu’na, bilim adamlarımıza, aydınlarımıza, gazetecilerimize, yazarlarımıza, çizerlerimize kumpas kuranlar, onlarca yüzlerce değil, binlerce aileye acılar yaşatanlar hala ortalıkta kahraman (!) edasıyla gezmekten, ahkam kesmekten utanmıyorlar. Doktorlarımızın çok güzel bir tespiti ve teşhisi vardır: “Her hastalığın çaresi vardır, ancak ar damarı çatlamış olanların tedavisi mümkün değildir” derler.

 

Allah aşkına, 12 sene filan cemaat tarafından, son 3 sene PKK tarafından aldatılanların devlet idare etmeye yetkileri olabilir mi? Bir ekip önüne gelen tarafından aldatılabiliyorsa o ekipteki yetkililer en hafif ve kibar ifadesiyle saftır. Safların devlet idare etmeye ehliyeti yoktur. Saf değillerse kötü niyetlidirler ki onlara senelerce yetki vermek ihanet olur.

 

Değerli hemşerilerim, devletimiz tehlikededir. Vatanımız süratle bölünmeye doğru sürüklenmektedir. Bütün bunlara karşı hala takım tutar gibi alıştığız partilere mi oy vereceğiz, yoksa yeni çareler mi arayacağız? Bize kanları, canları pahasına bir devlet kuruveren ve cennet gibi bir vatan bırakan geçmişimize ve bizden sonra gelecek nesillere karşı bir borcumuz yok mudur?

 

Sizlere önemli bir olayı hatırlatmak isterim:

Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki Heyet-i Temsiliye üyeleri Ankara’ya geldiler. Ankara Müftüsü ve Kuvay-ı Milliye Başkanı Rifat Börekçi’nin organize ettiği muhteşem bir karşılama yapıldı. Kendilerine tahsis olunan bir binada misafir edildiler. Rifat hoca, Paşa’yı ziyarete gittiğinde bir görevli kendisine “hocam herhalde kahveyi sade içersiniz” deyince merhum, kahveye koyacak şekerleri bile olmadığını anladı. Hemen evine gidip, tekrar gelerek paşanın huzuruna çıktı ve bir çıkın uzatıp, “lütfen bu küçük hediyemizi kabul buyurunuz” diyerek masanın üzerine koydu. Paşa çıkında ne olduğunu sorunca, “paşa hazretleri, benim ve eşimin kefen paramız olsun diye biriktirdiğimiz kıymetsiz bir meblağdır, biz öldüğümüzde nasıl olsa birileri cenazemizi kaldırır. (Hoca efendi ayrıldıktan sonra çıkın açılır, meblağ 1000 liradır.)

 

O günlerde normal bir devlet memurunun aldığı aylık 10 lira civarındadır. Rifat hoca bilahare o zamanki küçücük Ankara’dan 46,500 lira tedarik edip yine Hey’eti Temsiliye’ye teslim eder. İşte, Kuvay-ı Milliye ve bilahare kurulan ilk hükümetin ilk bütçesi bu paradır. Ne kadar bereketli bir para imiş ki birileri yıllardır çaldılar, talan ettiler ama hala bitiremediler.

 

“Çare sizsiniz, sizin vicdanınız, vatan ve millet sevginizdir”

 

Aziz Ankaralılar, “Bu düzen böyle devam etsin, alan alsın, çalan çalsın bize ne” diyorsanız söyleyebileceğim çok şey var ama ne söylense böyle düşünenleri etkilemez; ama sorumluluğumuzun farkındaysanız ki ben öyle olduğuna, Cumhuriyete en çok Ankaralıların sahip çıkacağına inanıyorum, o halde birlikte bir çare aramamız, bulmamız gerekmektedir.

 

Çare sizsiniz, sizin vicdanınız, vatan ve millet sevginizdir. “Tamam kardeşim, iyi de barajı ancak dört parti aşabiliyor, barajı aşamayacak partilere oy verirsek boşa gider” diyorsanız, acizane ben de derim ki; kardeşlerim, şairlerimizden birisi bir dizesinde diyor ki “Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.” İslam ahlakı ve Türk töresine göre tek kişi bile olsak zulme, haksızlığa karşı çıkmak hakkı tercih etmek gibi bir sorumluluğumuz vardır.

 

Şayet böyle düşünür ve bu yolda hareket edersek inanınız biri bin yaparız. Barajı aşanlara uzaylılar mı oy veriyor? Bu defa bizlere, Demokrat Parti’ye, Kırat’a oy verirseniz ne baraj kalır ne zulüm. Bu kadar basit. Sizlere daha fazla bir şey söylemeyi edebe uygun görmem.

 

Aziz kardeşlerim, geçirmekte olduğum ağır bir gribal enfeksiyondan dolayı huzurunuza gelemedim. İnşallah en kısa zamanda yüz yüze görüşecek, dertleşecek, kucaklaşacağız. Şimdilik beni mazur görmenizi istirham ediyor, en derin sevgi ve saygılarımı arz ediyorum. Hoşçakalın, Allah’a emanet olun.


Kaynak ( DP )