Kadın Kolları Genel Başkanı Fikret Çatmakaş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı
False
Kadın Kolları Genel Başkanı Fikret Çatmakaş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı
7 Mart 2015 Cumartesi

“Şiddete maruz kalan kadınların devletle arasında oluşturulan uçurumun sebebi adaletin hakkaniyetle uygulanmamasıdır”
 

“Kadınların çalışma hayatında yapılacak hızlı ve sağlıklı bir part time çalışılabilir zaman dilimi ayarlaması ve ona göre ücret politikaları ile iş ve sosyal hayata katılımı sağlanabilmelidir”


“Şiddetin en önemli iki kaynağı ahlaki çöküş ve ekonomik sebeplerdir”
 

“Özgecan’ın katliamındaki vahşetin anlaşılır, izah edilebilir hiçbir yönü yoktur”

 

(DP Basın Merkezi – 07 Mart 2015) Kadın Kolları Genel Başkanı Fikret Çatmakaş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı.


Şiddetin en önemli iki kaynağının ahlaki çöküş ve ekonomik sebepler olduğunu söyleyen Kadın Kolları Genel Başkanı Fikret Çatmakaş, yaptığı yazılı açıklamada şu görüşleri ifade etti:


“Kadının toplumda ikinci sınıf vatandaş statüsünde bulunduğu görüşü son yıllarda yeniden gündeme gelmiş bulunuyor. Oysa kadın sorunu, çok yönlü sorunlar zinciridir.


Kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve fiziksel farklılıkları ifade eden “cinsiyet” kavramından farklı olarak “toplumsal cinsiyet”,  toplumsal olarak inşa edilen ve bu iki cinse atfedilen davranış kalıplarına ve rollere işaret eder.


Geleneksel ataerkil toplumlarda toplumsal cinsiyet gereği kadınlardan ev işleriyle uğraşıp çocuk büyütmeleri, erkeklerin ise dışarıda çalışarak ailesinin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaları beklenir.


Cinsiyet; değişmeyen özelliklerin adıyken, toplumsal cinsiyet tarihe, topluma, coğrafyaya göre büyük farklılıklar gösterebilmektedir.


Bugün başta sosyoloji olmak üzere birçok disiplinin temel kavramlarından biri haline gelmiş olan “toplumsal cinsiyet”, ulusal ve uluslararası kalkınma literatüründe Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Uluslararası Çalışma Örgütü, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü gibi uluslararası kuruluşların uyguladığı kalkınma endekslerinde en çok başvurulan konu olup, Türkiye için de önemli bir referans haline gelmiştir.


Bölgeler arasındaki büyük farklılıklar, ulusal düzeyde genellemeler yapılmasına engel teşkil etmektedir.


Kadınların düşük eğitim ve istihdam oranları aile içi şiddet karşısındaki “korunmasız durumları”, ortaya iyimser bir tablo çıkarmamaktadır.


“Özgecan’ın katliamındaki vahşetin anlaşılır, izah edilebilir hiçbir yönü yoktur”


Eğitim ve meslek sahibi olmanın getirdiği olanaklar, kadınların aile içi şiddete karşı kendilerini korumalarında etkin rol oynamaktadır. Ancak eğitim eksikliği ve istihdam edilmemelerinden dolayı kadına şiddette sadece kadının bu durumunu ilişkilendirmek haksızlıktır. Çünkü toplumsal şiddete maruz kalan kadının bu durumuna sebep olan erkeklerin gerek aile içindeki şiddet ve eğitim eksiklerinin ve gerekse sosyolojik yetersizliklerinin oluşturduğu kusur ve hatalar bütün topluma travma yaşatmaktadır. Özgecan’ın katliamındaki vahşetin anlaşılır, izah edilebilir hiçbir yönü yoktur.


Yani iyi bir aile yaşantısı ve eğitim alıyor olmak bile kadına koruyucu bir zırh olmuyor. Çünkü öncelikle erkeklerin eşitlikçi bir zihniyete sahip olmaları ve eğitimle beraber, toplumu oluşturan ana unsur olarak kadına saygı duymayı öğrenmesi gereklidir.


Kadın her şeye rağmen çalışma hayatına katılabildiği zaman, ne ücret ve diğer haklar açısından ve ne de ilerleme olanakları açısından eşit koşullardan yararlanamamaktadır.


“Şiddetin en önemli iki kaynağı ahlaki çöküş ve ekonomik sebeplerdir”


Kadının durumunu düzeltmenin yolunun politikadan geçtiği düşünülse de “politika erkek işidir” denilerek bir köşeye itiliyor. Hak talepleri küçümseniyor. Kadının asli görevi “kutsal analık efsanesi” olarak dayatılmış ve oluşturulmuştur.


Şiddetin en önemli iki kaynağı ahlaki çöküş ve ekonomik sebeplerdir. Günümüzde kadının yaşadığı sıkıntı sadece aile içi şiddetle sınırlı değildir.


Toplum içinde, aile dışı fertlerden,


Çalışma hayatında mobbing,


Hukuk ortamında hakkaniyet bulamamaları


Ve otizmin yanı sıra farklı sağlık sorunları ile doğan çocuk sayısındaki artışlar kadınların çığlıklarını artırmaktadır.


Ayrıca eğitim isteminde ortaya çıkan sorunlar da kadınları daha çok etkilemektedir. Örneğin 4+4+4 eğitim sisteminde 2014 yılında 235 bin öğrencinin okulu bıraktığı MEB’e rapor edilmiştir. 235 bin öğrencinin kaçı kız, kaçı erkek öğrencidir? Ailelerin sosyo ekonomik durumları nasıldır?


Yine bir diğer toplumsal sorun Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na rağmen üniversite giriş sınavı soru ve cevaplarının artık sınav sonrası açıklanmayacağı konusuydu. Sadece yüzde 20’sini açıklayalım, gerekirse öğrenci ve velisi BEHK göre müracaat eder cevap kağıtları incelenir, soru cevaplara bakılır gibi yorum ve yaklaşımlarla yüz binlerce çocuğumuzu aileleri ile beraber gereksiz bir psikolojik travmaya sokmak sağlıklı insanların yapacağı bir şey değildir. Umarım Danıştay 8. Dairesi’nin bu konudaki kararına yeniden itiraz edilmez.


Eğitimde, sağlıkta, ekonomide yaşanan onca sıkıntı varken, şiddetin bu kadar yoğun yaşandığı bu günlerde zorunlu eğitimde 235 bin çocuğun okulu bırakmış olması, ÖSYM’nin soru cevap polemiğine dönüşen durumdan gençlerimizin ve ailelerinin etkilenmesi yeni sorunlar yaratmaktan ibaret olup, kimse nemalanmayacaktır. Her iki oluşum da sıkıntı vericidir.


Türk aile yapısında kadına biçilen rol model nedeniyle aile içi görevlerinin ağırlığından çalışma hayatına ve siyasete sağlıklı bir katılım zamanı olamayacağı öngörülmektedir.


Ancak kadınların çalışma hayatında yapılacak hızlı ve sağlıklı bir part time çalışılabilir zaman dilimi ayarlaması ve ona göre ücret politikaları ile iş ve sosyal hayata katılımı sağlanabilmelidir. Bu çalışma sistemi ile daha çok insanın çalışma imkanı bulabileceği, kadının evine, çocuklarına, eşine daha mutlu zaman dilimleri yaratabileceği muhakkaktır.


Mutlu toplumlar için mutlu aileler olmalı ve donanımlı eğitimli kadınlarımıza toplumsal destek verilmelidir. En önemlisi, kafalardaki kalıplar ve önyargılar birbirimizi anlamaya engel olduğundan, cinsiyet, kimlik, inanç ve siyasi görüş gibi nedenlerle hiç kimsenin ayrıma uğramadığı, kadına zulüm ve baskının yapılmadığı bir Türkiye istiyoruz. Kadınların toplumdan, özellikle erkeklerden beklentisi, dünya üzerinde insanca ve hak ettiği saygı ile değer görmek ve yaşamaktır.


Demokrat Parti Kadın Kolları Genel Başkanı olarak bütün kadınlarımızın ve dünya kadınlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor ve tüm kadınlarımızın daha sakin, daha mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de yaşaması dileğiyle saygılar sunuyorum.”


Kaynak ( DP )